GEBELİĞE HAZIRLIK

Sigarayı bırakın ve alkollü içki kullanmayı azaltın
Çok sigara içmek hamilelik şansınızı üçte bire indirir; hamilelikte düşük ve kanama riskini artırır. Alkol de doğurganlığınızın düşmesine neden olur; bu yüzden, hamile kalmak istiyorsanız, kendinizi günde bir kadeh şarapla sınırlamalısınız.

Dengeli beslenin
Genel sağlığınız için dengeli beslenme büyük önem taşır. Beslenme rejiminizde mutlaka bol taze meyve ve sebzeye, esmer ekmeğe, makarna, pirinç, baklagiller, yağsız süt ve süt ürünleri, balık ve beyaz etlere yer vermelisiniz. Yağ ve şeker tüketiminizi azaltmalısınız.

Gerilim ve endişeden kurtulun
Gerilimden kurtulmak doğurganlığınızı artıracak; yaşama zevkinizi ve cinsel arzunuzu geliştirecektir. Psikolojik baskılar, kadının da erkeğin de cinsel verimliliğini düşürür. Kadınlarda ovülasyonu engellerken erkeklerde sperm üretimini azaltır, erken boşalma ve iktidarsızlığa yol açar.

Takviye ilaç alın
Doktorlar hamileliğin 12. haftasına kadar günde 0.4 mg folik asit almanın bebeğin omurga ve omurilik sorunlarıyla doğma riskini % 70 oranında düşüreceğini söylüyorlar. Eczanelerden satın alınabileceği gibi, folik asit bolca yeşil, lifli sebzelerde ve tahıl ürünlerinde bulunur.

Doğum kontrolüne son verin
Şayet doğum kontrolü olarak hap kullanıyor idiyseniz, kullanmayı bıraktıktan sonra tam bir adet döneminin geçmesini yani hormon yapınızın eski haline dönmesini beklemek özellikle doğumun gerçekleşeceği tarihi belirlemek açısından son derece önemlidir.


Yüksek riskli gebelikler
Başarılı ve mutlu bir gebelik seyri için gebeliğin önceden planlanması, çiftin psikolojik ve ekonomik açıdan buna hazır olması, yakın aile desteği, anne ve baba adayının gebelik ve doğum ile ilgili gerekli bilgilere yeterli düzeyde sahip olması arzu edilir. Bu durum gebelikte oluşabilen bazı problemlerin ne zaman ve hangi düzeyde yaşanacağının önceden bilinmesini, anne ile bebek arasında daha sağlıklı bir iletişim kurulmasını ve gebeliğin daha rahat geçirilmesini sağlayacaktır. Gebelik kararı verilmeden önce göz önüne alınması ve bilinmesi gereken önemli konular:

Gebelik için en uygun yaş

Bir kadının doğurganlığının en yüksek olduğu dönem yirmili yaşların başıdır. Genel olarak 20 - 30 yaş aralığı gebelik için en uygun dönem olarak bilinir. 35 yaşın üzerindeki gebelerde problemlerin çoğaldığı ve özellikle Down sendromlu (Mongol) bebek doğurma riskinin arttığı bilinmesine karşın titiz bir gebelik takibiyle bu gibi riskler en aza indirgenmeye çalışılır. Aynı şekilde 18 yaş öncesi kadınlarda fazla olan gebelik kayıpları ve düşük ağırlıklı bebek doğurma riski de annenin sağlığına göstereceği özen ve sıkı bir doktor takibi ile azalır.

Akraba evliliği ya da eşlerin herhangi birisinin ailesinde kalıtsal bir hastalığın varlığı

Yakın akraba evliliklerinde eğer ailede genetik bir problem varsa eşlerin her ikisinin de taşıyıcı olması ve bu nedenle de doğacak bebeğe sorunu taşıyarak bebekte hastalığın ortaya çıkma riskinin artması söz konusudur. Bu nedenle doktora başvuru ve genetik danışmanlık önerilir.

Anne adayında kronik bir hastalığın varlığı

Yüksek tansiyon, şeker, sara vb. hastalıkların pek çoğunda ilaç kullanımı söz konusudur. Bu ilaçlar gebe kalmayı etkileyebileceği gibi, anne karnındaki bebeğe zarar verebilir ya da gebelik, bu gibi hastalıkların varlığında anne adayının sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Kronik hastalığı olan bir anne adayının gebe kalmadan önce doktorla görüşmesi ve gerekli önlemlerin alınması şarttır.

Mikrobik hastalıklara karşı bağışıklık durumunuzun önemi

Annenin gebeliğin ilk üç ayı içerisinde geçirebileceği bazı enfeksiyonlar bebekte önemli bozukluklara neden olabilir. Kızamıkçık ve daha çok çiğ sebze ve etten geçen Toxoplasmosis bunların içinde en önemlileridir. Bu gibi hastalıklara karşı bağışıklık durumunuz gebelik öncesinde belirlendiğinde, kızamıkçık’ta olduğu gibi aşı yapılarak gebeliğe daha emin olarak hazırlanabilirsiniz. Eğer önceden kızamıkçık ya da toxoplazmosis geçirmiş iseniz bunlara karşı bağışık olduğunuzdan endişe etmenize gerek kalmayacaktır.

Gebeliğinizi olumsuz etkileyebilecek çevre koşulları ya da kötü alışkanlıklar

Gebe kalmanızı engelleyebilecek ya da gebelik için zararlı olduğu bilinen radyasyon, ağır metaller, kimyasal maddeler vb. koşulların olduğu bir iş yerinde siz ya da eşiniz çalışıyorsa, gebeliğin tasarlandığı andan itibaren bu gibi etkenlerden uzakta olacağınız bölümlere geçmeyi talep etmelisiniz. Alkol, sigara ve uyuşturucu maddelerin gebeliği olumsuz yönde etkilediği bilindiğinden, bunların da gebe kalınmadan önce bırakılması önerilir.

Beslenme ve kilo ile ilgili bir sorunun varlığı

Gebelik öncesi kilonuzun çok düşük ya da çok fazla olması sorun yaratabilir. Doğru ve dengeli bir beslenme ile hem gebe kalma hem de sorunsuz bir gebelik döneminin ardından sağlıklı bir bebek doğurma olasılığınız artar.

GEBELİKTE İZLEM

Gebelikleri sırasında doktor kontrolünde olan kadınların genellikle daha az gebelik ve doğum komplikasyonlarıyla karşılaştıkları ve daha sağlıklı bebekler doğurdukları kabul edilmektedir. Aynı şekilde, bakıma ne kadar erken ve düzenli başlanırsa, sonucun o kadar iyi olduğu da açıktır. Gebelik kontrollerine, geciken adeti takip eden ayın içinde başlanması en uygunudur. Bunun amacı, dış gebelik, boş kese gebeliği (anembryonik gebelik), üzüm gebeliği (hidatidiform mole) vb. gibi erken gebelik patolojilerinin ve çoğul gebeliklerin saptanmasıdır. 28. haftaya kadar, anormal bir durum olmadığı sürece ayda bir kez kontrole gelmeniz istenir. 28 - 36. haftalar arası ayda iki, gebeliğin son ayı içinde de haftada bir kez kontrole gitmeniz uygundur. Yine gebeliğiniz sırasında sigara, alkol ve çeşitli uyuşturucu maddelerden kaçınılması, doktorunuz gerekli görmedikçe röntgen ışınlarına maruz kalınmaması bebeğinizin sağlığı açısından çok önemlidir.

Fizik muayene:
Anne adayının genel iyilik durumunun tespiti için yapılan ve kan basıncı, boy, ağırlık ölçümleri ile birlikte tüm sistemlerin genel olarak gözden geçirildiği muayenedir. Her kontrole gittiğinizde doktorunuz bunların içinden gerekli gördüklerini tekrarlayacaktır.

Vajinal muayene:
Genelde ilk kontrolde yapılabilecek bir muayenedir. Gebeliğin hangi aşamada olduğunu ya da üreme organlarında kuşku duyulan bir durumu tespit etmek amacıyla yapılır. Gebeliğin ileri evrelerinde de rahim ağzı açıklığını belirlemek, akıntı vb. şikayetler ortaya çıktığında nedenlerini saptamak veya kontrol amaçlı rahim ağzı sürüntüsü (smear) almak için de bu muayeneye ihtiyaç duyulabilir. Vajinal muayenenin anneye ya da bebeğe zararı gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir.

Kan tetkikleri:
İlk kontrole gittiğinizde kan grubu, tam kan sayımı (özellikle olası bir kansızlık durumunu saptamak için) ve bebek için tehlikeli olabilecek kızamıkçık,toksoplasmozis gibi virütik hastalıkları saptamak için bazı incelemeler yapılır. Bunların dışında kan şekeri ile böbrek ve karaciğer fonksiyon testlerinin de içinde bulunduğu bazı biyokimyasal testler ve sarılık testi de istenecek testlerin arasındadır.

İdrar tetkikleri:
İdrar analizi ve idrar kültürü doktorunuzun gerek duyduğu anlarda yaptıracağı tetkikler arasındadır.

Ultrasonografi:
Gebeliğin var olup olmadığının araştırılması dışında yerinin, canlılığının, sayısının ve iyilik durumunun belirlenmesinde de bilgi verir. Özellikle gebeliğin 16-20. haftaları arasında yapılan ultrasonografik inceleme bebekte bir anomalinin varlığını saptamak açısından çok önemlidir. Gebeliğin her döneminde bebeğin gelişiminin normal olup olmadığının belirlenmesi, gebelik haftasının ve beklenen doğum tarihinin tespit edilmesi, bebeğin ve plasentanın rahim içindeki pozisyonunun belirlenmesi ve bebeğin içinde yüzdüğü amnion sıvısının miktarının hesaplanması için de kullanılır. Günümüzde gösterilmiş herhangi bir zararı yoktur.

Üçlü tarama (Mongolizm - Down sendromu) ve omurilik anomalileri tarama testi:
Bu testin ideal yapılma zamanı 16 - 18.gebelik haftaları arasıdır. Tarama amacıyla uygulanan bu testte bebekten annenin kan dolaşımına geçen AFP (alfa fetoprotein) maddesi ile bebek ve plasenta tarafından üretilen E3 (estriol) ve beta hCG hormon düzeylerine anneden bir miktar kan alınarak bakılır. Annenin yaşı, şeker hastalığı olup olmadığı, ultrasonografik ölçüm sonuçlarının da yer aldığı bir bir bilgisayar programı vasıtası ile bir risk durumu saptanır. Eğer bu risk yüksek bulunursa doktorunuz amniyosentez gibi ileri tetkikler isteyebilir. Günümüzde bu sorunların daha erken dönemde saptanmasına yönelik olark 12. hafta civarında yapılan ikili test kullanılmaya başlanmıştır.

Elektronik Fetal Monitorizasyon (EFM):
Hem doğum öncesi kontrollerde hem de doğum esnasında uygulanabilir. Bebeğin kalp atış hızının, rahim kasılmaları, fetus hareketleri ya da dışarıdan ses vb. uyaranlara karşı değişiminin rahim içi basıncı ile eş zamanlı olarak kaydedilmesi esasına dayanır. Buradan elde edilen veriler, bebeğin anne rahmindeki iyilik halinin belirlenmesinde kullanılır.

Bazı özel durumlarda ve gerekli olduğunda yapılan işlemler;

Amniyosentez:
16 - 19. haftalar arası yapılan bu işlem ultrason eşliğinde annenin karnından ince bir iğne ile girilerek bebeğin içinde yüzdüğü sıvıdan örnek alma işlemidir. Alınan sıvıdan genetik testler dışında biyokimyasal analizler de yapılabilir.

Kordosentez:
Gebeliğin nispeten daha geç döneminde bebeğin göbek kordonundaki damara girilerek kan örneği alınması esasına dayanır. Alınan örnekten genetik inceleme ya da gerekli durumlarda biyokimyasal testler yapılabilir.

Koryon Villus Örneklemesi (CVS):
Gebeliğin 9-11. haftaları arasında ultrason eşliğinde rahim ağzından ya da karından bir kateter ile girilerek bebeğin ilerde plasentasını oluşturacak dokudan (koryon) örnek alınarak incelenmesidir.

YÜKSEK RİSKLİ GEBELİKLER

Düşük: Gebeliğin 20. haftadan ya da bebek 500 grama erişmeden önce sonlanması düşük olarak adlandırılır. Gebeliklerin ortalama % 15'i düşükle sonlanır. Oysa gerçek sayı bunun üzerindedir. Pek çok gebelik, kadın gebe kaldığını anlamadan kaybedilir ve bu durum genellikle adet gecikmesi olarak değerlendirilir. Düşüklerin büyük çoğunluğu gebeliğin ilk üç ayında gerçekleşir ve nedeni de genellikle bebeğin gelişimini etkileyen bir kromozom anomalisine bağlıdır. Vajenden gelen kan, pıhtı, su ve beyaz parçacıklar ile karnın alt bölgesinde kramp şeklinde kendini gösteren ağrılar düşüğün habercisi olabilir. Bu gibi durumlarda doktorunuzla en kısa zamanda temasa geçip, önerilerine göre hareket etmek gerekir. Düşükler ard arda tekrarlayıcı olmadığı sürece endişelenecek bir durum yoktur. Tekrarlayan düşükler yüksek riskli gebelikler kategorisinde ele alınmalıdır.

Dış gebelik:
Normalde rahim içinde gelişmesi gereken gebeliğin, Fallop tüpleri (en sık), yumurtalıklar ya da karnın herhangi bir bölgesinde gelişmesi olayıdır. Bu tür gebelikler özellikle kanama yoluyla anne yaşamını tehdit edebilir ve acil müdahaleyi gerektirir. Ancak günümüzde erken gebelik kontrolüne gidilmesi ile erken dönemde tanı ve tedavisi olası hale gelmiştir.

Kansızlık (Anemi):
Gebelikte hem kan hacmi ve hem de kan hücreleri sayısında artış olur. Ancak hacimdeki artış, hücre sayısındaki artışa oranla daha fazla olduğundan fizyolojik anemi olarak da bilinen göreceli bir kansızlığın gebelikte ortaya çıkması kaçınılmazdır. Buna kadınlarda oldukça sık rastlanan demir eksikliği ve gelişmekte olan fetusun ihtiyaçları da eklendiğinde gebelikte demir elementi ve beraberinde kan yapımında kullanılan vitamin desteğinin sağlanması çok önemlidir. Ayrıca terchen gebelikten önce başlanarak 12. gebelik haftasına kadar 400 mikrogram/gün Folik asit desteğinin bebekte görülebilecek merkezi sinir sistemi anormalliklerinin önlenmesi bakımından çok yararlı olduğu bilinmektedir.

Trofoblastik hastalıklar:
Halk arasında “üzüm gebeliği” olarak da bilinen formla başlayıp, bir tür kanser olan “koriokarsinom”a kadar ulaşan cinsleri olan hastalıklar bütünüdür. Bebeğin eşi olarak da bilinen plasentadaki trofoblast adı verilen hücrelerin kontrolsüz olarak çoğalması nedeniyle meydana gelir. Gebeliğe ait tüm bulgular kimi zaman abartılı da olarak mevcuttur. Nadiren düzenli gelişim gösteren bir fetus da olabilir. İlk üç ay içinde yapılacak olan bir ultrasonografi ile tanısı konur ve gerekli önlemler alınır. Genelde hastalığın iyi huylu olan türlerine rastlanır ve bu durum yaklaşık 1200 gebelikte bir görülür. Kötü huylu şekli olan koriokarsinom ise yaklaşık 40.000 gebelikte bir görülür.

Preeklampsi:
Halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak da bilinir. Daha çok ilk gebeliklerde ve gebeliğin 20.haftasından sonra görülür. Çoğul gebeliklerde daha sıktır. Tansiyon yükselmesi, vücutta su toplanması ve idrarda protein kaybı ile karakterizedir. Şiddetli formlarında nefes almada güçlük, akciğerlerde su toplanması ve sara nöbetlerine benzer kasılmalara rastlanır. Tek ve kesin tedavisi doğumdur. Annenin hayatının tehlikeye gireceği düşünülen durumlarda gebeliğin sonlandırılması gerekebilir.

Şeker hastalığı:
Şeker hastalığı (diyabet) daha önce hiçbir şikayeti olmayan bir kadında gebelik sırasında belirebileceği gibi, şeker hastası olduğu bilinen bir kişide de gebelik nedeniyle şiddetini arttırabilir. Gebelikte ilk kez ortaya çıkan tipi hemen daima gebeliğin sonlanması ile birlikte kaybolur. Kan şekerinin kontrol altına alınamadığı durumlarda annede şeker hastalığının bilinen etkilerine, fetusta ise bazı metabolik bozukluklara ve makrozomi de denilen iri bebeklerin doğumuna neden olur.

Kan uyuşmazlığı:
Annenin Rh (-) negatif, babanın da Rh (+) pozitif kan grubuna sahip olmaları durumunda eğer bebek kan grubu Rh (+) ise ortaya çıkar. Bu durum genellikle ilk gebelikten sonraki gebeliklerde bebeğin etkilenmesine neden olur. Bebekten anneye geçen Rh (+) hücrelere karşı annede oluşan antikorlar sonraki gebeliklerde bebeğe geçerek kan dolaşımındaki kırmızı kan hücrelerinin yıkılmasına ve bebekte ciddi kansızlık tablosuna yol açarak ölümüne neden olabilir. Bu nedenle kan uyuşmazlığı olan çiftlerde doğum ya da kürtaj vb. olaylardan sonra bir tür aşının yapılması zorunludur..

Çoğul gebelikler:
Yaklaşık her 90 gebelikten biri ikiz, her 10.000 gebelikten biri üçüz ve her 750.000 gebelikten biri de dördüzdür. Üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinin kullanıldığı durumlarda çoğul gebelikler oldukça sık karşımıza çıkar. Çoğul gebelikler her zaman riskli gebelik kategorisinde değerlendirilirler. Bu gebeliklerde erken doğum ihtimali artmış olup, gebeliğin diğer komplikasyonları (preeklampsi gibi) daha sık görülür.

Rahim ağzı yetmezliği:
Normal bir gebelik esnasında rahim ağzı, doğum eylemi başlayana kadar kapalıdır. Rahim ağzı yetmezliği olan kadınklarda ise özellikle gebeliğin ikinci üç aylık döneminde değişik derecelerde açıklık farkedilir. Bu durum özellikle belirtilen dönemde tekrarlayıcı gebelik kayıplarına yol açıyorsa, gebeliğin ikinci üç aylık dönemine girilirken rahim ağzına dikiş atılmasına gerek vardır.

DOĞUM

Normal seyrinde giden bir gebelikte doğum eylemi, 37 - 42. haftalar arasında herhangi bir zamanda başlayabilir. Gebeliğin son döneminde yalancı sancıların olabileceği bilindiğinden, doğum belirtilerinin neler olduğunu gözden geçirmekte yarar vardır:

Doğum belirtileri:

Nişan gelmesi:
Rahim ağzını bir tıkaç gibi tıkayan sümüksü maddenin kanla karışık olarak vajenden atılması genellikle doğumun ilk işaretidir.

Doğum ağrılarının başlaması:
Doğum ağrıları ya da sancılar, ilk başta belde ve sırtta müphem, künt ağrılar şeklinde başlayabilir. İki sancı arası geçen süre başlangıçta uzun olup bu süre giderek kısalır ve ağrıların şiddeti giderek artar.

Su gelmesi:
Bebeğin çevresini saran su kesesi, sancılarla birlikte artan rahim içi basıncı sonucu yırtılır ve içindeki su genişlemiş olan rahim ağzından geçerek boşalır. Ancak kimi zamanlar, doğum sancıları başlamadan da su kesesi yırtılabilir ve su boşalabilir. Su gelmesi durumunda vakit geçirmeden hastaneye gitmek gerekir.

Doğumun evreleri:

Birinci evre:
Ağrıların başlamasından rahim ağzının tam olarak açılmasına kadar geçen süredir. Bu evre ilk doğumlarda 10-12 saat kadar sürebilir. Başlangıçta ağrıya yol açan kasılmalar daha seyrek iken daha sonra ağrılar daha şiddetli ve etkin bir hal alır. Birinci evrenin sonunda rahim ağzı tam olarak açılmış ve bebeğin önde gelen kısmının geçebileceği çapa (10 cm) ulaşmıştır.

İkinci evre:
Rahim ağzının tam olarak açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süreyi kapsar. İlk doğumda yaklaşık olarak 1-2 saat sürer. Bu evrede sancılarla birlikte ıkınma hissi de gelir. Doğum eylemini takip eden doktor ıkınmaların zamanlaması konusunda hastayı yönlendirir ve böylece hastanın enerjisini gereksiz yere harcamasını engeller. Sancılar ve ıkınmaların yarattığı itici güçle bebek doğum kanalında ilerler ve bebeğin doğumu ile birlikte ikinci evre sona erer.

Üçüncü evre:
Bebeğin doğumunu takiben plasentanın çıkmasını içeren evredir. Bebek doğduktan sonraki ilk yarım saat içinde plasenta rahim duvarından ayrılarak, aynen bir bebeğin doğumu gibi doğum kanalından geçer ve doktor tarafından alınır. Bu evrede anne çok hafif bir sancı ve ıkınma hissi duyar.

Sezaryen

Sezaryen doğum kanalı yerine, karından yapılan bir kesiyle rahme ulaşılarak bebeğin çıkarılması işlemidir. Sezaryen için genel ya da epidural anestezi uygulanır. Anne ya da bebek açısından normal doğumun risk taşıyacağı düşünülen durumlarda ya da tercihen uygulanabilir.

Ağrısız Doğum Yöntemleri

Analjezi, ağrının kesilmesi ya da giderilmesi, anestezi ise uygulanış biçimine göre yerel ya da genel olarak vücudun ağrı ve diğer uyaranlara karşı duyarsızlaştırılması anlamına gelir. Ağrılı bir olay olan doğumda, ağrının giderilmesi büyük önem taşır. Gelişmiş pek çok merkezde, epidural anestezi denen yöntemle belden uyuşturucu bir ilaç verilmesi suretiyle doğum ağrısız olarak gerçekleştirilebilir. Epidural anestezi için bele konan kateterden ara ara ilaç verilmek suretiyle doğuma kadar ağrısız bir dönem geçirilmesi sağlanır. Bu tür anestezi ile rahim kasılmaları ve hastanın istemli ıkınması engellenmediğinden doğum doğal seyrinde gelişir. Bebeğe hiçbir zararı olmayan ve deneyimli ellerde uygulandığında anne için de oldukça rahat olan epidural anestezi doğumda ağrı giderilmesi için tercih edilecek yöntemlerin başında gelir. Sezaryen işlemi sırasında da genel anestezi uygulanabileceği gibi epidural anestezi tercihen kullanılabilir.

LOHUSALIK DÖNEMİ

Sağlıklı bir gebelik seyri ve başarılı bir doğum için gebelik sırasında kadın vücudunda oluşan değişikliklerin doğumdan sonra kaybolduğu ve vücudun gebelik öncesi haline döndüğü 6 haftalık dönemdir. Bu dönemde ilk birkaç gün devam eden kanama daha sonra renk ve kıvam değişikliği ile loğusalık akıntısına dönüşecektir. İlk bir kaç günde yine hafif ağrılarınız olabilir. Loğusalık döneminde rahminizde küçülme olarak 6. hafta sonunda normale yakın büyüklüğüne dönecektir. Gebelikte prolaktin hormonunun etkisi ile göğüslerinizde yapılan süt doğum sonrası bebeğin eşinin çıkarılması ile gebelik hormonlarının kandaki düzeyinin hızla azalması ve emme refleksi ile göğüslerinizden salgılanacaktır. Bu dönemde beslenmenize dikkat etmeniz, yapacağınız egzersizler normale dönüş sürenizi kısaltacak ve daha sağlıklı bir loğusalık dönemi yaşamanızı sağlayacaktır.

GEBELİKTE VE LOĞUSALIKTA BESLENME

Gebelik ve sonrasındaki loğusalık ve süt verme dönemi bir kadının beslenmesine en çok dikkat etmesi gereken evredir. Bebeğin tek besin kaynağı annesidir. Bu nedenle annenin dengeli ve çeşitli beslenmesi gerekir. Gebelik tanısının konduğu andan itibaren özellikle aşağıda sıralanan besinlerin tüketilmesi uygun olur.

Protein
Vücudun yapı taşları olarak bilinen proteinler, et, süt, süt ürünleri, yumurta ve kuru baklagillerde bol miktarda bulunur. Balık, tavuk gibi beyaz et ürünleri yağsız olmaları açısından tercih edilirken, kırmızı etin de demir açısından zengin olduğu unutulmamalıdır.

Vitaminler
Yağda ve suda eriyen olarak iki sınıfa ayrılan vitaminlere gereksinim gebelik süresince artar. Pek çok metabolik olayda hızlandırıcı ve yardımcı faktör görevi olan vitaminlerin özellikle taze meyve sebzelerde bulunduğu bilinen bir gerçektir. Bu amaçla doktorunuz size uygun bir vitamin ilacı desteği verecektir.

Kalsiyum
Kemik ve iskelet sisteminin en temel gereksinimi olan kalsiyum, en çok süt ve süt ürünlerinde mevcuttur. Yeşil sebzelerin de bu açıdan zengin olduğu unutulmamalıdır. Kalsiyum eksikliği kendisini ilk başta elde ve ayakta kramplar, kasılmalar ve uyuşmalarla gösterir. Bu gibi şikayetlerin çoğalması durumunda kalsiyum desteği sağlayan suda eriyen tabletler verilebilir.

Demir
Gebelikle birlikte artan demir ihtiyacının tam olarak karşılanamadığı durumlarda kansızlık (anemi) meydana gelir. Kırmızı et, ton balığı, karaciğer ve ıspanak gibi yiyecekler demir açısından zengindir. İlaç şeklinde demir desteği gebelik sırasında sık olarak önerilir.


Gebelikte kan tetkikleri

Kan grubu her bireyin bilmesi gereken bir bilgidir. Ama öyle ki çoğu Ana doğum yaptıktan sonra bile kan grubunu bilmez. Ana'nın kan grubunun negatif olması kan uyuşmazlığı riski demektir. Ayrıca doğum sırasında her Ana için kan gerekebilir. Kan bulmak ülkemizde her zaman sorundur. Bu nedenle gerektiğinde kan verebilecek aile yakınları ya da arkadaşların önceden saptanması akılcı bir önlem olacaktır

Kan Sayımı:
Otomatik cihazlarla yapılan kan sayımı incelemeleri bize kan ile ilgili birçok bilgi sunar. Kan sayımı ayrıca birçok kan hastalığının ilk belirtilerini ortaya koyması açısından önemlidir. Her kadının hamile kalmadan önce mutlaka yaptırması gereken bir incelemedir.

Hemoglobin:
100 cc kanda ne kadar demir taşıyıcısı hemoglobin molekülü olduğunu gösterir. Hemoglobin miktarının 11 gramın altında olması kansızlık belirtisidir ve tedavi gerektirir. Hamilelik öncesi hemoglobin değerinin en az 12 gram olması gerekir.

Hematokrit:
Kanın iki kısmı vardır. Katı kısmı yani kan hücreleri ve sıvı kısmı yani serum. Hematokrit 100 cc kanın ne kadarının hücre olduğunu gösterir. Kadınlarda bu değer en az %38 olmalıdır. Hamilelik öncesi %35'in altında olmamalıdır. Özellikle sık ve çok adet gören bayanlarda demir eksikliği anemisine bağlı olarak hem hemoglobin, hem de hematokrit düşük çıkacaktır. Gerekli tedaviyi görmeden hamileliğe başlanmamalıdır.

Lökosit Sayımı:
Beyazküre yada akyuvar olarak bilinen hücrelerin sayımıdır. On binin üzerinde çıkması mikrobik bir hastalığın belirtisi olabilir. Bazı gizli ve uzun süreli mikrobik hastalıklarda ise dört binin altına düşer. Ancak hamilelikte lökosit sayısının 15 binleri bulması normal kabul edilir. Bu nedenle sadece lökosit sayısna bakarak teşhise itmek hamilelikte yanıltıcı olabilir ve gerekisz tedavilere yol açar.

Trombosit sayımı:
Kanın pıhtılaşmasını sağlayan minik plak şeklindeki hücrelerdir. Eksikliği halinde kan geç pıhtılaşır. Bu durumda periferik yayma denilen kan hücrelerinin mikroskop altında incelenmesi ile kanama ve pıhtılaşma zamanı gibi incelemelerin yapılması zorunludur. Aksi halde hamilelikte kanama ile ilgili ciddi sorunlarla karşılaşılır.

MCV
Kırmızı kan hücrelerinin çapını yani büyüklüğünü gösterir. Bu değerin normalden küçük olması demir eksikliğine bağlı kansızlığın belirtisidir. Normalden büyük hücreler ise B12 vitamini ve folik asit eksikliğinin habercisidir. Bu iki vitamin eksikliği de kansızlık yapar.
MCV'nin esas önemi Talasemi taşıyıcılığının ilk habercisi olmasıdır. Akdeniz ülkelerinde sık görülen bu kan hastalığı hem anne hem de baba taşıyıcı olursa bebekte ortaya çıkabilir. Talasemi taşıyıcılarında MCV değeri oldukça düşüktür. Demir eksiklği düzeltildiği halde MCV değeri küçük ise daha ileri incelemeler yapılması gerekir. Ancak bundan önce baba'nın kan sayımının yapılması daha uygun olur. Eğer baba da taşıyıcı değilse, ana taşıyıcı olsa bile bebek risk altında değildir. En kötü olasılık Can'a da taşıyıcılığın geçmesidir. Hemoglobin elektroforezi dediğimiz bir incelemeyi bebeğin taşıyıcı olma olasılığını bilmek isteyen Ana'lar yaptırabilir.

Tam Idrar Tahlili
Tam idrar tahlili sayesinde böbrek hastalıkları, şeker hastalığı, karaciğer hastalığı,idrar yolu ve kesesi hastalıkları ve enfeksiyonları hakkında bilgi sahibi olunur. Sarılığın ilk tanısı idrar sayesinde konabilir. Ileri derecede beslenme bozukluğu olanlarda idrarda keton denen madde açığa çıkar. Idrarda protein olması birçok hastalığın ilk belirtisi olabilir.

Idrar mikroskopisi:
Idarda bulunan hücrelerin mikroskop altında incelenmesi ile kan, iltihap, taş, kum, böbrek hastalığı gibi birçok hastalık hakkında bilgi edinilir.

Idrar Kültürü
Kadınlar erkeklere göre daha sık idrar yolu hastalıklarına yakalanırlar. Çünkü idrar yolunun ağzı ile vajen arasında yakın ilişki vardır. Vajen yolundaki mikroplar doğrudan veya dolaylı yollarla idrar boşaltan kanala (uretra) ulaşabilir. Hamilelikte bu risk daha da artar. Herhangi bir yakınma ya da idrar tahlilinde bozukluk olmadan kültürde mikrop saptanabilir. Hamilelik öncesi bu iltihapların kurutulması gerekir.Yoksa hastalık hamilelikte ciddi böbrek hastalıklarına, erken doğumlara ve Can'da gelişme bozukluklarına neden olabilir. Ayrıca hamilelik sırasında uzun süre antibiyotik kullanılması da Can için sakıncalıdır. Kültür sayesinde enfeksiyon yaratan mikrobun cinsi saptanır. Antibiyogram adı verilen inceleme ile de mikrop için en etkili ilaç belirlenir. Böylece tedaviden olumlu yanıt alma olasılığı artar.

Açlık Kan Şekeri
Aç karnına kan şekerinin ölçülmesi gizli bir şeker hastalığını ortaya çıkarmaz. Ancak hamilelik öncesinde veya başında ölçülecek açlık kan şekeri karşılaştırma yapılabilmesi için gereklidir. Çünkü hamileliğin ilk 3 ayında kan şekeri 20-30 mg azalır. Bu azalma şeker hastalığına eğilimi olanlarda bu kadar belirgin olmaz. Ayrıca bazen üst sınırda çıkan sonuçlarla karşılaşılabilir. Bu durumda hamilelik başlamadan önce şeker yükleme testi yapılması gerekir.

HbA1c
Bu test şeker hastalığı olan ana adaylarının kan şekerlerinin dengelenip dengelenmediğini anlamak için yapılır. Eğer şeker yeteri kadar kontrol altında değilse sonuç normalden yüksek çıkar.

HBsAg:
Serum Sarılığı olarak bilinen Hepatit B 'nin taşıyıcılığını gösterir. Bu hastalığı geçirenlerin %10-15'inde hastalık bedenden atılamaz. Süreklilik kazanır. Sarılık taşıyıcılığı doğum sırasında bebeğe bulaşır ve onda sarılık, siroz, karaciğer kanseri gibi hastalıklara yakalanma riskini arttırır. HBsAg pozitif çıkan analarda HBeAg bakılmalıdır. Bu ölçüm de pozitif çıkarsa bebeğe bulaşma riski çok daha fazladır. Bu durumda doğumdan önce sarılığa karşı serumu ve aşıyı hazır bulundurmak gerekir. Bu koruyucu aşı ve serum yapılırsa bebeğin karaciğer hastalıklarına yakalanma riski ortadan kalkar.

HIV testi
AIDS olarak bilinen bu mikrobik hastalık son zamanlarda Ülkemizde yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bu hastalık da aynı B Hepatiti gibi doğum esnasında bebeğe geçer. Bu nedenle HIV testi hamilelik öncesi her kadının yaptırması gerekli tetkikler arasına girmiştir. Özellikle geniş kitlelere hizmet veren işyerlerinde çalışan hanımlar bu testi ihmal etmemelidir.

Sifiliz (VDRL)
Cinsel temas ile bulaşan bir hastalıktır. Bel soğukluğu ya da frengi olarak bilinir. Farklı kişilerle cinsel temasda bulunanlarda sık görülür. Ülkemizde de eskisi kadar yaygın olmamakla birlikte hala görülmektedir. Plasenta aracılığı ile Ana'dan Can'a kolayca geçer. Can'da doğumdan sonra cilt döküntüleri yapar. Burunda çöküklük, alında kabarıklık, karaciğer-dalak büyüklüğü, sağırlık gibi bir çok hastalığa yolaçar. Anne tedavi edilmezse Can ölümleri, yenidoğan ölümleri çok sık görülür. Yaşayanlarda ise sakatlık kaçınılmazdır.

TORCH.
Hamilelik sırasında bebeğe geçip sakatlıklara yolaçan mikroplar için kullanılan bir kısaltmadır

T
Toksoplazmozisi temsil eder. Ege bölgesinde yaşayan insanların %40'ından fazlası bu mikropla karşılaşmıştır. Bu kadar sık rastlanmasının nedeni çiğ köfte yeme alışkanlığıdır. Bayanların köfte ve dolma yaparken lezzet kontrolü yapma alışkanlığı ve kedi dışkısı ile kirlenmiş yiyecek yenmesi bu mikropla karşılaşma olasılığını arttırır. Hamile adayları kedi ile oynamamalı, çiğ et ve sebze elledikten sonra ellerini iyice yıkamalı, çiğ süt içmemeli, bahçe ve toprakla uğraşırken eldiven giymelidir.

O
Sakatlığa neden olabilecek mikropları temsil eder. Bunlar arasında kabakulak, çocuk felci, su çiçeği, bel soğukluğu ve kızıl hastalığına yol açan mikroplar vardır.

R
Kızamıkçık demektir. Bu hastalık hamilelik sırasında büyük tehlike oluşturur. İlk iki ayda bu mikrobun anaya bulaşması %60 oranında sakatlığa veya düşüğe neden olur. Bu mikrop bölgemizde çok yayın olup %95 oranında çocuklukta geçirilir. Önlem olarak hamilelik öncesi kanda bu mikrobun geçirilip geçirilmediğini gösteren teste bakılmalı, geçirilmemişse mutlaka aşısı yaptırılmalıdır.

C
Sitomegalovirus denen bir mikrobu temsil eder. Ege bölgesinde yaşayan doğurganlık çağındaki kadınların %50'si bu mikroba karşı bağışıklık kazanmış durumdadır. Hamilelik sırasında bulaşırsa Can %2 oranında önemli risk altındadır.

H
Herpes Simpleks tip 2 mikrobunu temsil eder. Ananın doğum kanalında mevcut olduğu takdirde doğum sırasında Can'a bulaşır. Hamilelik sırasında bulaşırsa düşük ya da ölü doğum yapar. Bizim ülkemizde pek yaygın değildir.

Sonuç olarak Ülkemizde TORCH enfeksiyonları önemli derecede yaygındır. Bu nedenle hamilelerde ve yenidoğanlarda sorun oluşturan enfeksiyonların erken saptanması ve gerekli önlemlerin alınması ile, doğacak Can'ın sağlığı korunmuş olacaktır.

-Vajinal Kültür
Özellikle önceki hamileliklerinde erken doğum yapmış analarda yapılması gereken bir incelemedir. Bu inceleme ile vajen içinde ciddi bir mikrop olup olmadığı anlaşılır. Beta hemolitik grubu streptokoklar erken doğuma neden olurlar. Bunlar mevcutsa kültürde saptanan mikroba uygun antibiyotiklerle tedavi edilmelidir.

Servikal ve Vajinal Yayma
Smear adıyla bilinen bu inceleme ile rahim ağzı kanserine neden olabilecek belirtiler ortaya çıkarılır. 30 yaşını geçmiş her Ana adayının yaptırması gereken bir incelemedir. Ayrıca bu inceleme ile vajende mantarların, trikomonasın ve diğer mikropların yol açtığı iltihabi hastalıklar belirlenebilir. Bu iltihapların hepsi hamilelik sırasında değişik sorunlara neden olur. Bu nedenle hamile kalmadan önce inceleme yapılması yerinde olur.

Kromozom İncelemeleri
Akraba evliliği yapmış olanların veya genetik hastalığı düşündüren sakatlıklara sahip bebek doğurmuş Anaların hamilelik öncesinde hücrelerini inceletmeleri uygun olur. Kan alınarak yapılan bu inceleme ile ana ve babada bir genetik bir rahatsızlık olup olmadığı anlaşılır.

Hamilelik testleri
Daha 10 yıl öncesine dek bir kadının hamileliğini doğrulaması çok güçtü. Adet günü geciken her kadın hamilelikten şüphe eder. Ençok bilinen yöntem bir idrar tahlili ile hamileliği doğrulamaktır. Günümüzde bu testlerin uygulanması oldukça kolaylaştı. Artık bu testler her eczanede satılıyor ve her aile bu testleri kolayca kullanabiliyor.

Hamilelik testinin neyi saptadığını iyi bilmek gerekir. Dölyatağına yerleşen Can hücreleri HCG denilen hamilelik hormonunu salgılamaya başlar. Bu madde Ananın idrarı ile bozulmadan vücuttan atılır. Hamilelik testleri işte bu maddeyi saptamaktadırlar.

Bu testler sadece, bu maddenin vücut tarafından yapıldığını gösterir. Bu maddeyi salgılayan hücreler doğrudan Can'a ait hücreler değildir. Plasentaya ait hücrelerdir. Bu nedenle sağlıklı gelişmeyen hamileliklerde de test pozitif çıkabilir. Örneğin rahmin dışında gelişen hamilelikler, mol dediğimiz üzüm hamilelikleri, boş gelişen hamilelikler ilk akla gelenleridir. Bu nedenle sağlıklı hamileliğin kesin tanısı ancak ultrason yapılarak anlaşılabilir. Ultrasonda Can'ın kalp atışlarının ve uterus içinde olduğunun görülmesi ile sağlıklı gelişen bir hamilelik olduğu kesinleştirilebilir.

Doğum öncesi tanı yöntemleri

Kız mı, erkek mi? Büyükanne gibi sarı saçlı mı, büyükbaba gibi yeşil gözlümü olacak? Babanın sesini mi annenin güzelliğini mi alacak? En önemlisi de bebeğim sağlıklı olacak mı? Yakın zamanlara dek bu sorular ancak bebek doğduktan sonra cevaplanabilirdi. Bugün ise doğum öncesi tanı yöntemleri ile döllenmeden altı hafta sonrası gibi erken zamanlarda bile yanıtlanabilmektedir.

Doğum öncesi tanı yöntemleri; çok düşük olan kalıcı riskleri nedeni ile herkese uygun değildir.

Bu yöntemler için en uygun adaylar:

35 yaş üstündekiler genetik bir hastalığın taşıyıcısı olanlar yada ailesinde böyle bir hastalık öyküsü olanlar doğumsal sakatlığa yol açtığı bilinen kızamıkçık yada toksoplasmosis gibi bulaşıcı hastalıklara yakalanmış olanlar. Gelişmekte olan bebeklerine zararlı olacağından korkulan bazı madde yada maddelerle döllenmeden sonra karşılaşmış olanlar. Önceden doğumla sonlanmamış hamilelikleri yada doğum kusurları ile doğmuş bebekleri olanlar. Şimdi kısaca bu yöntemleri tanıyalım:

AMNİYOSENTEZ

Bebeği çevreleyen amniyon sıvısından örnek alarak bebeğin hücrelerini, olası kimyasal maddeleri ve varsa mikrobik durumu incelemektir.

Uygulandığı durumlar:

Anne 35 yaş üstündedir (bu yöntemin %80-90?ı ileri yaş gebeliklerde down sendromu riskini belirlemek için yapılır.) Genetik hastalığı, Down sendromlu bir bebeği olan yada aile öyküsü olan hamileliklerde Bebeğin akciğerlerinin olgunluk derecesini belirlemek için (erken doğum yaptırma söz konusu ise) Başka tarama testleri anormal sonuç verdiyse (annede serum alfa feto protein, ultrason, östrojen veya HCG tayini) Amniyosentez ikinci üç ayda genellikle 16-18. haftada (en erken 14, en geç 20. haftada) yapılır. 25-35 gün içerisinde incelemeler sonuçlanır. Ayrıca hamileliğin son üç ayında akciğerlerin durumunu belirlemek için yapılır. Amniyosentez lokal anestezi eşliğinde ince bir iğne ile karın üzerinden rahme girilerek yapılır. Ultrason eşliğinde az bir miktar amniyon sıvısı alınır. Ultrason bebeği görüp ona zarar vermemeyi sağlar. Bu işlem 30 dakika kadar sürer. Bu işlem çok riskli olmayıp yüz uygulamadan birinde kadınların hafif vajinal kanama veya akıntısı olmaktadır. Akıntı bir iki gün içerisinde duracaktır ancak böyle durumlarda yatak istirahati ve yakın gözlem önerilir.

ULTRASON

Ultrason tekniğinin gelişimi doğum olayını daha kesin bir bilim haline getirdi. Bu teknik; röntgen ışın tehlikesi olmadan ses dalgalarının iç organlardan geçerken bir ekranda görselleşmesine dayanır. Aygıtın ekranı sayesinde bebeğinizi görebilir ve hatta bir fotoğrafını alabilirsiniz. Tabii o fotoğrafta bebeğinizi bir uzman yardımı olmadan tanımanız zor olabilir. Ultrason şu durumlarda uygulanır:

Hamileliğin nasıl gittiğini ve kaçıncı ayında olduğunu belirlemek için Bir anormallikle ilgili olarak ortalamadan fazla risk veya merak varsa 7. Haftadan sonra kesin hamileliği doğrulamak için amniyosentez veya koryonik villus örneklemesi öncesinde bebeğin tam olarak yerini tespit etmek için 14. haftada Dopler aygıtı ile kalp sesi hala alınamadı ise yada 22. haftada hala bebek hareketleri başlamadıysa bebeğin durumunu belirlemek için amniyon sıvısı miktarını ve plasentanın durumunu belirlemek için Ultrason 5. haftadan sonra doğuma dek herhangi bir zaman yapılabilir. Karından veya vajinadan yapılabilir. Ağrısız ve risk taşımayan bir işlemdir. Aygıt bebeğin bedeninden geçen ses dalgalarını kayıt eder.


ANNEDE SERUM ALFA-FETA-PROTEİN TARAMASI

Bebeğin ürettiği bir madde olan alfa feta proteinin kanda yada serumda yüksek bulunması; spina bifida (omurilik kanal açıklığı) yada anensefali (kafa kemiklerinin olmaması) gibi beyin omurilik kanalı olduğunu gösterir. Anormal derecede düşük olması ise Down sendromu yada başka kromozom kusuru riskinin arttığını düşündürür. Bu yalnızca tarama testidir ve anormal bir sonuç geldiğinde sorunun doğruluğunu kanıtlamak için başka testler gerekir.

Bu test 16-18. haftalarda yapılır. Anneden küçük bir kan örneği alınarak yapılan test bebek ve anne için bir risk taşımaz. Test yalnış pozitif bir sonuç verebilir yani gerçekte sonuç normal iken yüksek yada düşük gelebilir. Buda bize risk olduğunu düşündürebilir. Bu nedenle normal olmayan bir sonuç geldiğinde testin tekrarlanması istenir.

KORYONİK VİLLUS ÖRNEKLEMESİ (KVÖ)

Bebek kaynaklı yapılar olan koryonik villuslardan örnek alınır. Amniyosentezin yapılamadığı erken hamileliklerde faydalıdır. Eğer hamilelikte bir şeyler yolunda gitmiyorsa daha erken tanı ve daha erken kürtaj, anne için daha az travmatik olur. Amniyosentezin bize bir şeyler gösterdiği dönem (bu hamileliğin en erken 16. haftasına rastlar) gebelik sonlandırılması için geç bir dönemdir. KVÖ; rahim ağzından yada karından bir iğne ile girilerek yapılmaktadır. 10-12. haftalar arasında yapılabilir. Gelişmekte olan bebeğin tam bir genetik yapı tablosunu veren koryonik villüsler bebek kaynaklı yapılardır.

Ancak uygulamanın yapıldığı bazı tıp merkezlerinde bebekte kol ve bacak kusurlarına yol açtığı, ayrıca amniyosentezden daha fazla düşük riskine sahip olduğu bilinmekte
Gebelikte tehlike işaretleri
Gebeliğinizin hangi döneminde olursanız olun, aşağıdaki belirtilerden bir ya da birden fazlasını gördüğünüzde mutlaka doktora başvurun! Bu belirtiler çoğu durumda selim tabiatlı bir olaya işaret etmelerine karşın mutlaka dikkate alınarak değerlendirilmelidirler.

Belirti

Muhtemel nedenler

Vajinal kanama (az miktarda, ya da durmuş bile olsa)

Düşük, düşük tehdidi, placenta previa, ablatio placenta, erken doğum tehdidi

Karın ağrısı

Düşük, düşük tehdidi, dış gebelik, ablatio placenta, erken doğum tehdidi, başlamış doğum eylemi, ağır preeklampsi

Uterusta kasılma, ya da kramp tarzında ağrılar

Erken doğum tehdidi, başlamış doğum eylemi

Karnın ileri derecede sertleşmesi ve gevşememesi (kanama olabilir ya da olmayabilir)

Erken doğum tehdidi, başlamış doğum eylemi, ablatio placenta

Vajinadan sıvı gelmesi (miktarı ne olursa olsun)

Vajinit, erken membran rüptürü

Ellerde, yüzde, ya da ayaklarda aniden ortaya çıkan şişme, kısa zamanda "aşırı kilo almış olma" hissi

Preeklampsi

Şiddetli baş ağrısı

Preeklampsi

Görme bozuklukları (bulanık görme, sinek uçuşması, kısmi körlük, parlak noktalar, görme alanında kör noktaların ortaya çıkması)

Preeklampsi

Baş dönmesi, sersemlik

Preeklampsi, pozisyonel (sırtüstü) yatmaya bağlı tansiyon düşmesi

Bebek hareketlerinde belirgin azalma

Fetal distres

Bebek hareketlerinin durması

Inutero mort fetalis (bebeğin ölmesi)

Ayakta, baldırda, ya da bacakta ağrı ve/veya kızarık bir bölge ortaya çıkması

Tromboflebit

Pubik bölgede ve kalçalarda şiddetli ağrı, bacak hareketlerinin kısıtlanması

Simfiz pubis ekleminin aşırı zorlanması ya da ayrılması

İdrar yaparken yanma ya da ağrı

İdrar yolu enfeksiyonu, Cinsel yolla bulaşan hastalık (CYBH)

Vajinal akıntı, genital bölgede yara ya da yanma

Vajinit, Cinsel yolla bulaşan hastalık (CYBH)

Ateş (38 derecenin üzerinde)

Enfeksiyonlar (başta idrar yolu enfeksiyonu)

Şiddetli bulantı ve kusma

Hyperemesis Gravidarum
(İleri gebelik haftalarında mide problemlerine ya da idrar yolu enfeksiyonuna işaret edebilir, her zaman değerlendirilmelidir.)

Sık karşılaşılan rahatsızlıklar
Göğüslerde büyüme, gerilme hissi:

Memelerdeki bu değişim hormonların etkisi ile olmaktadır, göğüslere gelen kan akışı hızla artar, bu da gerilme ve duyarlılık hissine neden olur. Gebelik ilerledikçe östrojen, progesteron ve prolaktin hormonlarının artışına bağlı olarak süt kanalları büyür ve gelişir.
Bazı anne adaylarında son aylarda (20. haftadan itibaren) süte benzer bir sıvı akışı olabilir. Bu durumda göğüsleri sıkmamak gerekir, olağan bir durumdur.

Bulantı, Kusma:

Gebelikte anne adaylarının sıkça rastladığı bu durum; tahminen gebelikte salgılanan bHCGhormonu etkisi sonucu oluşmaktadır. Genellikle ilk 12 hafta boyunca görülür ve ardından giderek azalarak kaybolur. Bulantının şiddeti ve buna kusmanın eşlik etmesi kişiden kişiye değişmektedir. Anne adaylarının yaklaşık yarısında değişen derecelerde bulantı-kusma yakınmaları olur.

Sabah bulantıları (Morning Sickness) çok rahatsızlık veren bir olay olmasına rağmen nadiren bebek ve anne için tehlikeli olur. Birçok anne adayı, midesi boş olduğunda bu şikayetlerin arttığından yakınır. Bu yüzden gün içinde az ve sık yemek gerekir. Yatağınızın kenarında kraker, bisküvi gibi yiyecekler bulundurarak ve sabah kalkmadan önce birkaç parça atıştırarak yakınmalarınızı azaltabilirsiniz. Baharatlı, yağlı, kızarmış yiyeceklerden kaçının, bol su için.

Bulantı ve kusmanın çok yoğun olup artık beslenmedüzenini bozacak ve neredeyse gıda alınımını çok azaltacak seviyede olmasına " hiperemezis " adı verilir. Bu durum özellikle çoğul gebeliklerde daha sık görülür. Hiperemezis geliştiğinde anne adayına damar yolu ile dışarıdan sıvı (serum) ve glukoz (şeker) takviyesine gerek duyulur. Hafif bulantılar varlığında; bunun geçici olduğunu bilmek, yemek kokularından uzak kalmak faydalı olacaktır. Bazen bulantı kesicilere (antiemetikler) gereksinim duyulabilir. Doktorunuz size uygun tedaviyi planlayacaktır.
İdrar Sıklığında Artış:

Gebelik ilerledikçe; büyüyen uterusun etkisi ile mesaneye bası sonucu mesane kapasitesi azalır. Daha az miktardaki idrar ile mesanede dolma hissi belirir. Bu da sık ve az miktarda idrar yapmaya neden olur. Hatta bazen anne adayları geceleri idrara sık kalkmak nedeni ile uyku problemi bile yaşayabilirler. Bu durum özellikle ilk 3 ay ve son 3 aylık gebelik periyodunda kendini gösterir. Nadiren idrar kaçırma da görülebilir. Bunlar tamamen olağan (fizyolojik) durumlardır. Ancak, idrar sıklığının yanı sıra idrar yaparken yanma, ağrı gibi yakınmalar da varsa, bir idrar yolu enfeksiyonugeçiriyor olabilirsiniz. Bu durumda doktorunuza başvurmalısınız.

Yorgunluk ve Uyku:

İlk 3 aylık dönemde uyuma isteği ve yorgunluk hissi çok sık rastlanan bir yakınmadır. Özellikle çalışan anne adayları daha belirgin yaşarlar. Vücudunuzun gebeliğe uyumu sırasında gelişen bu durum, bir hastalık belirtisi değil, tamamen normal bir süreçtir. Gebeliğin 3. ayından itibaren tekrar eski uyku düzeninize kavuşacağınızı bilmeniz belki de yeterli olacaktır.

Gebeliğinizin son dönemlerinde ise uyuma güçlüğü yakınması ile karşılaşabilirsiniz. Bunun sebebi sik idrara gitmek, bebeğinizin hareketleri olabilir. Telaşlanmamanız önemlidir. Ilık bir duş, ılık bir bardak içecek, kitap okumak yararlı olabilir. Çay, kahve, kola gibi içeceklerden özellikle gece kaçınmalısınız. Gebeliğinizin son dönemlerinde endişelere bağlı uyku problemleri, korkutucu rüyalar gibi yakınmalar görülebilir. Uykusuzluk probleminizi doktorunuzla görüşünüz.

İştah Değişikliği:

Gebelik ilerledikçe oluşan en belirgin değişimlerden biri; artan besin gereksinimi sonucu oluşan iştah artışıdır. Kimi anne adaylarında iştah artışı çok fazla ve özellikle belli bir grup besin maddelerine karşı oluşur ki buna halk arasında aşerme denir. Normal zamanından farklı tatlı, tuzlu veya mevsimi olmayan yiyecekler arzulayabilirler. Bunun tıbbi bir açıklaması yoktur. Anne adayının çok çeşitli tip besin maddelerinden özellikle bir gruba yönelmesi durumu da yine en belirgin olarak ilk 3 aylık gebelik periyodunda görülür. Kimi zaman anne adayı; toprak, kil vb... zararlı olabilecek maddeleri yeme isteği duyabilirler. Kimi zamanlarda gebelik dışı çok severek yenilen bir besin maddesine tiksinti gelişebilir.

Gebeliğin ilk aylarından itibaren tükürük bezlerindeki salgı artışı sonucu anne adaylarında aşırı tükürük salgısı (pityalizm) gelişebilir. Bu durum daha çok bulantı nedeniyle tükürük yutmada güçlük sonucu olur. Bulantıların kesilmesinin ardından tükürük salgısının azalması beklenir.
Besin maddelerinin ağızda metalik bir tat bırakma hissi de sıklıkla rastlanan bir yakınmadır. Ağız içi tat alma duyularındaki değişik sonucu oluşur ve geçicidir.

Kilo Alımı:

Anne adaylarının en belirgin değişimi gebelik boyunca alınan kilolardır.

Sağlıklı bir anne adayı dengeli beslenmelidir. Beslenmesinde protein, şeker ve yağ oranı dengeli olmalıdır. Başlangıç boy/kilo oranı (Body mass index) gebelik boyunca ortalama alınması beklenen kiloyu belirler. Normal bir tekiz gebelikte ortalama 10-15 Kg kilo artışı beklenir. Daha fazla kilo alımı siz ve bebeğiniz için sakıncalı olabilir.

Eğer sigara kullanıyorsanız; bu sizin dengeli beslenmenizi olumsuz yönde etkileyecek ve çok belirgin bir şekilde bebeğinizin kilo alımı da beklenenden düşük olacaktır.

Mide Yanması:

Gebeliğin başından itibaren mide - barsak sistemindeki fizyolojik değişiklikler, artan gebelik hormonu etkisine bağlı olarak kendini gösterir. Mide yanması gebelerin yaklaşık yarısında görülür. Progesteron hormonu yükselmesine bağlı olarak mide - barsak sistemindeki düz kaslarda gevşeme olur ve aynı zamanda yemek borusu ile mide arasındaki kapı (sfinkter) eskiye oranla daha fazla açık kalır. Midede yenen besinlerin hazmedilmesi ve bağırsaklara doğru ilerlemesi daha uzun zaman alır. Asitli mide içeriğinin yemek borusuna doğru kaçışını kolaylaştırır. Bu da anne adayında mide yanması, ekşimesi ve geri kaçış arttıkça ağızda ekşi-acı bir tat belirmesine neden olur. Bu yakınmalar sık sık, bölünmüş porsiyonlar halinde ve daha az yağlı yemek tüketmekle önemli miktarda azaltılır. Yemeğinizi yavaş yemeli ve iyi çiğnemelisiniz. Yemek yedikten hemen sonra yatmamak, en erken 2 saat sonra yatış pozisyonuna geçmek oldukça faydalı olabilir. Gece yatarken düz yatmamaya gayret edin, başınız 15-30 cm yüksekte olsun. Yine de yakınmalar devam ediyorsa doktorunuz antiasid ilaç tedavisini önerebilir.

Kabızlık:

Kabızlık; gebelikte sık görülen bir diğer yakınmadır. Yukarıdaki nedenle boşaltım sisteminin yavaşlaması ve büyüyen uterusun kalın bağırsağın son kısmına (rektum) bası yapması sonucu gelişir. Bol miktarda sıvı tüketilmesi (günde en az 3 litre), lifli-posalı besinler (meyve, sebze, baklagil, salata vb.) sorunu çözerler. Kahvaltıda kepekli ekmek yemeniz yardımcı olacaktır. Eğer beslenme tedbirlerinden fayda görmezseniz bizim önerilerimizle bir laksatif kullanabilirsiniz.

Eğer daha önceden kabızlık şikayetiniz varsa bu genellikle gebelikte daha da kötüleşir. Kabızlığın ilerlemesi ve büyüyen uterusun rektum toplar damarına basısı ile hemoroit (basur) oluşumu da gelişebilir. Bu durum da makat bölgesinde ağrılı bir şişlik oluşur. Kabızlık önlenemezse ıkınmalar ile karın içinde basıncın artması; hemoroitin ilerlemesine ve ağrının artmasına hatta kanamaya neden olabilir. Bu durumda doktorunuz gereken tedaviyi düzenleyecektir.

Dişeti Değişimleri:

Gebelikte dişetlerinde hiperplazi denen şişkinlik ve ağrıya sebep olan kabarmalar görülebilir. Dişlerin fırçalanmasısırasında hassasiyet ve kanama yakınmasına sebep olabilir. Sık fırçalamak, diş etlerine masaj yapmak, yumuşak uygun diş fırçası seçimine dikkat etmek gerekir.
Tansiyon düşüklüğü ve çarpıntılar:

Gebelikte çok belirgin olan değişimlerden biri de kalp-damar sisteminde olan fizyolojik değişikliklerdir. Gebelik boyunca kanı oluşturan sıvı kısım (plazma) ve kanın şekilli elementleri (alyuvar - akyuvarlar vb.) belirgin bir oranda artış gösterirler. Bu değişim, uterus ve gelişen fetusa besin ve oksijen (O2)' nin yeterince taşınabilmesi içindir. Kalbe binen yük gebelik öncesi döneme göre yaklaşık %50 oranında artış gösterir. Bunun sonucunda gebelikte kalp atış sayısında bir miktar yükselme olur. Kalbin bu atım hızındaki artış çarpıntı olarak hissedilir.
Aynı zamanda özellikle gebeliğin ilk ve ikinci 3 aylık periyodunda hafif bir tansiyon düşüklüğü fizyolojik bir durumdur. Kalp atış hızı belirgin ve çarpıntı hissi yoğun ise; altında bir anemi(kansızlık) durumu yatıyor olabilir. Yakınmalarınızı doktorunuza bildirmeniz son derece önemlidir. Basit bir tam kan sayımı ve fizik muayene ile durumun gebelik nedeniyle olup olmadığı ayırt edilebilir.

Varisler:

Gebelikle birlikte karın içinde basınç artışı sonucu toplar damarlardan kalbe dönen kanın akışında bir miktar güçlük başlar. Bu da özellikle bacaklarda bazen de vulva-vajen bölgelerinde varis denen damar genişlemelerine neden olabilir. Varisler gebeliğin geç dönemlerinde daha sık görülür. Özellikle gebelik öncesi varisi bulunan kişilerde bu varislerde belirginleşme, artma oluşabilir. Çok uzun süre ayakta kalmaktan kaçınmak, bacak kaslarını çalıştırıcı ritmik egzersizler (özellikle uygun tempoda günlük yürüyüş yapmak), yatarken dolaşımı kolaylaştırmak için bacakları yükseltmek hem varis oluşumunu azaltır hem de varolan varislere bağlı ağrı yakınmanızı hafifletir.

Ödem:

Vücutta plazma (sıvı) miktarının artışı ve özellikle gebeliğin son aylarında kilo artışları sonucunda ayak sırtı, ayak bileği, eller ve parmaklarda bir miktar 'ödem' adı verilen şişlikler gözlenebilir. Gebelik boyunca aldığınız kilonun dörtte biri sıvıdır. Çok fazla süre ayakta kalmakla bu şişlikler daha da belirginleşebilir. Mümkün olduğu kadar el ve ayaklarınızı dinlendirin. Ödemin daha çabuk çözülmesi için ayakları yukarı kaldırarak (altına destek koyarak) yatmak faydalı olacaktır. Rahat, sıkı olmayan ayakkabılar seçilmelidir. Ayak numaranız artabilir. Eğer ödem ayak sırtından daha farklı bölgelerde belirginleşiyorsa, bacak şişmesi halini aldıysa bu durum Preeklampsidenen bir hastalığın belirtisi olabilir. Bu durumun varlığı yapılan fizik muayenelerde erken dönemde saptanabilmektedir. Tansiyon yükselmesi ve idrar tahlilinde protein varlığı araştırılır.

Baş Ağrıları:

Daha önceden baş ağrıları olan anne adaylarında gebelikte iki olasılık söz konusudur: baş ağrıları azalabilir veya artabilir. Baş ağrıları ilk defa gebelikte ortaya çıkabilir. Mümkün olduğu kadar ilaç kullanımından kaçındığımız bu dönemde zorunlu durumlarda doktorunuzun tavsiyesi ile zaman zaman parasetamol tabletleri kullanılabilir.

Eğer baş ağrıları gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkmışsa bu yüksek tansiyon nedeniyle olabilir ve incelenmelidir.

Anemi:(Kansızlık)

Hemoglobin değeriniz belli bir sınırın altına düştüğünde buna anemi denir. Gebelikte bir dereceye kadar hemoglobin düşüşü normaldir. Eğer hafif dereceli kansızlık söz konusu ise bu sizde hiçbir belirtiye neden olmayabilir. Ağır kansızlık (derin anemi) durumunda, çarpıntı, bayılma, baş dönmesi, nefes darlığı oluşur. Diğer gebelik yakınmalarına zıt olarak, kansızlık, hem anne hem bebek için tehlikeli olabilir. Bunun için gebelik süresince demir ve folat takviyesi almanızı ve aralıklı olarak kan sayımı yaptırmanızı öneriyoruz.

Kramplar:

Özellikle ikinci ve üçüncü 3 aylık periyotlarda sık görülen yakınmalardandır. Bacaklara binen yükün artması, eskiye oranla fizik aktivitenizin azalması ve kas yorgunluğunun kolaylaşması sonucu oluşurlar. Bazen kalsiyum, magnezyum elementlerinin yetersiz alımı sonrasında görülebilir. En rahatlatıcı çözüm düzenli, doktorunuzun önerdiği tür egzersizleri gebelik başından itibaren yapmaktır. Süt ve süt ürünleri tüketiminizin düzenli olması da krampların sıklığını azaltacaktır.

Bel - Sırt Ağrıları:

Gebelik ilerledikçe artan ağırlık, uterus ve fetusun ağırlığı, fazlalaşan sıvı oranları sonucu yerçekimine karşı koymak için ister istemez omurgada pozisyon (postür) değişiklikleri oluşur. Bel-sırt omurlarına içe dönük bir eğim verilmesi nedeniyle, özellikle aşağı sırt ve bel bölgesinde yoğun ağrı hissi olabilir. Oldukça sık görülen bir yakınmadır. Omurga çevresindeki kasların bu duruşu sağlayabilmek için uzun süreli kasılı (spazm) kalmaları ağrının başlıca sebebidir.
Omuzlar dik olacak şekilde uygun duruş pozisyonunu sağlamak, otururken bel bölgenizin arkasına uygun büyüklükte bir yastığı koymak, ortopedik ve yüksek topuklu olmayan uygun ayakkabı giymek, yattığınız yatağın nispeten sert ve ortopedik olmasına dikkat etmek, dinlenmek bu tür yakınmalarınızı hafifletebilir.
Gebeliğinizin ilerleyen aylarında progesteron hormonu ile eklem yerlerinizdeki bağların yumuşaması sonucu özellikle pelvis kemikleri denen leğen kemikleri arasındaki ayrılma sırt, kalça, bacak üst kısımlarına yayılan yoğun ağrılara neden olabilir. Aslında bu durum, vücudun doğal olarak kendini doğuma hazırlamasıdır. Ligamanlarınız doğuma hazırlanmak için gevşer ve postürü korumak için kaslarınız daha çok çalışmak zorunda kalır.
Bazen de omurilikten çıkan ve vücuda yayılan sinir kılıflarındaki ödem sonucu siyatik türü bacağa yayılan ağrılar görülür. Doktorunuzun masaj önerileri doğrultusunda birtakım egzersiz, gerekirse medikal (ilaçla) tedavi, dinlenme ile bu sorunla kolaylıkla baş edilebilir. Tüm bunlar doğum sonrası şiddeti giderek azalacak yakınmalardır. Doğum sonrası yapılacak size önerilen uygun egzersizlerle yakınmalar tamamen geçecektir.

Akıntı:

Gebelikte damar dışına çıkan sıvı miktarının artması, hormonal değişimler vb nedenlerle vaginal akıntı miktarında önemli oranda artış olur. Vajinal akıntı artışı daha gebeliğin ilk haftalarından itibaren hissedilir. Ancak bu akıntı renksiz ve kokusuzdur. Eğer akıntının miktarı dışında; koyu sarı - yeşilimsi renk değişikliği, kötü koku varlığı yada kaşıntı gibi ek yakınmalar da varsa en kısa zamanda doktorunuzu bilgilendiriniz. Bazen varolan bakteriyel bir enfeksiyon, düşük, erken doğum, erken membran rüptürü(su kesesi açılması) gibi önemli sorunlara neden olabilir. Bu durumun tanısı kolaylıkla yapılabilmektedir ve uygun tedavinin seçimi ile risklerden kolaylıkla uzak kalabilirsiniz. Gebeliğin özellikle de son aylarında size olağan dışı gelen her türlü akıntı artışında daha dikkatli olunmalıdır. Çünkü bazen su kesenizin erken açılması (EMR) sonucu vaginal yolla amnion sıvısı sızması olabilir. En ufak bir şüphede doktorunuzu bilgilendiriniz.

Cilt Değişiklikleri, Gebelik Maskesi:

Anne adaylarında çeşitli düzeylerde görülebilir. Belirli vücut bölgelerinde cilde koyu rengini veren melanin pigmentlerinin bölgesel artışı sonucu olur. Özellikle bazı anne adaylarında yüzde maske tarzında olabilen bu koyu renk görüntüye kloazma adı verilir.
Güneş ışınlarına direkt maruz kalma ile durum belirginleşebilir. Doğum sonrası bu renk koyulaşmaları loğusalık dönemi boyunca giderek azalacak ve tamamen kaybolacaktır. Ancak yinede direk güneş ışığına maruz kalmamak ve bu durumu önlemek için uygun bir güneş kremi kullanılmalıdır.
Gebelikte nevus denen "ben" lerin boyutları artabilir, renkleri koyulaşabilir. Yine bazı anne adaylarında, ciltte yağlanma sonucu aknelerde artış olabilir. Tam tersine kimileri de ciltte kurumadan yakınabilirler. Uygun temizleyici sabunlar ve nemlendiriciler kullanılabilir.
Özellikle gebeliğin ikinci yarısından itibaren karın cildinde gerginliğe bağlı çatlaklar (stria) sıkça görülür. Hızlı kilo artışı ile bu çatlaklar bacak, kalça yüzeylerinde de izlenebilir. Cildin esnekliği kişiler arasında belirgin farklılık göstereceğinden çatlak oluşumu herkeste farklı boyutta olur. Cilt esnekliğini bol sıvı alarak, uygun kremler kullanarak destekleyebiliriz. Başlangıçta koyu mavi-mor renkli bu cilt izleri, doğum sonrası renklerini kaybedip sedefi renkte izlere dönerler.
Kaşıntı sık karşılaşılabilen bir diğer yakınmadır. Sıklıkla gerginleşen cilt bölgelerinde görülür. Ilık duş almak, bol rahat giysiler ve nemlendiriciler faydalı olabilir. Şiddetli kaşıntı durumunda, safra yolları ile ilgili bir anormallik olabileceğinden (gebelik kolestazı), doktorunuzla görüşmelisiniz.

Düşmeler:

Gebelik ilerledikçe ve karnınız büyüdükçe denge merkeziniz değişir. Ligamanlarınızın progesteron hormonu etkisiyle gevşemesi de burkulmalara daha yatkın bir durum yaratır. Özellikle merdiven inerken dikkat etmelisiniz. Kısa topuklu (düz değil) ayakkabılar giyin. Düz ayakkabı giymek, gebelikte taban düşüklüğü riski arttığından önerilmez. Gece tuvalete kalktığınızda düşmekten korunmak için bir ışık açık bırakmak basit bir tedbirdir.

El ve parmaklarda karıncalanma- uyuşma:

Gebeliğin ikinci 3 ayından itibaren el ve parmaklarda uyuşma, karıncalanma görülebilir. Bazen kollarda ağrı hissedilir. Bu durum özellikle sabahları şiddetlidir ve gün içinde, hareket ettikçe, giderek azalır. Karpal tünel sendromu olarak adlandırılan bu problem bilekteki sinir kılıflarının ödem ve bası nedeniyle sıkışmasına bağlıdır.

Görme Bozukluğu:

Bazı anne adayları, görme bozukluğundan söz ederler. Gebelik sırasında göz içi sıvı dengesi değişimi sonucu hafif lens şişmesi olabilir. Bu durum doğum sonrası kaybolur. Ancak ani başlangıçlı görme bozukluğu, özellikle gebeliğin son aylarında gözlerde sinek uçuşmaları diye tanımlanan durumlarda en kısa zamanda doktorunuzu arayınız. Çünkü preeklampsidenen (gebelik zehirlenmesi) durumunun ağırlaşmasına bağlı olarak da gelişebilir.

Psikolojik Değişiklikler:

Gebeliğin ilk aylarından itibaren duygusal değişimler sıklıkla anne adaylarını etkiler. Çabuk hüzünlenme, yersiz alınganlıklar, ayrıntılarla çok ilgilenme, uyku düzeni bozuklukları, sinirlilik anne adayının çok yakın çevredeki kişilerin dikkatini çekmektedir. Bu durumda stress hormonlarındaki değişimlerin sebep olduğu düşünülür. Yakın çevrenin anne adayına oldukça faydalı olacaktır.

Tüm bunlara rağmen özellikle bebek hareketlerinin hissedilmesinden itibaren anne ile bebeğin arasında daha bu dönemde kurulan güçlü iletişim anne adayının bu dönemi keyifle sürdürmesini sağlamaktadır.

Gebelikte ilaç kullanımı
Annenin aldığı bir ilacın fetusu etkilemesi için plasentadan geçmesi gerekir. Büyük moleküllü ilaçlar dışında hemen hemen her ilaç plasentadan belirli ölçüde geçer.

Amerikan Gıda ve ilaç Komisyonu (FDA) gebelikte ilaç kullanımına ilişkin 5 kategori saptamıştır.

A

İnsanlarda yapılan çalışmalarda kullanılan ilacın fetusa bir zarar vermediği saptanmıştır.

B

Hayvanlarda yapılan çalışmalarda fetusa risk yoktur ancak insanlarda çalışma yapılmamıştır, veya hayvanlarda olumsuz etki saptanırken insanlarda yapılan çalışmalarda risk bulunmamıştır.

C

Hayvan deneylerinde olumsuz etki saptanmıştır ancak insanlarda deney yapılmamıştır.

D

İnsanlarda fetusa olumsuz etki riski vardır ancak annenin yaşamını tehdit eden bazı durumlarda kontrollü olarak kullanılabilir.

X

Fetal risk son derece yüksektir. İlacın kullanımındaki risk yararından çok daha fazladır.

Bütün bu kategoriler kendi aralarında alt gruplara da ayrılırlar.

Son adet tarihinden itibaren 31. Gün ile 71. Gün arası organ teşekkülünün meydana geldiği dönemdir ve teratrojen dönem olarak adlandırılır. Bu günler arasında bebekle meydana gelen olumsuz etkiler anomali ile sonuçlanabilir. Çok acil bir durum dışında bu devrede ilaç kullanılmamalıdır.

31. günden önce alınan ilaçlarda ya hep ya hiç kuralı geçerlidir. Yani ilaç ya embryoyu hiç etkilemez ya da bir düşüğe neden olur.

Gebelikte fark edilmeden ilaç kullanıldığında ya da ilaç kullanımı gerektiğinde mutlaka hekim ile temasa geçilmeli, ilacın içeriği saptandıktan sonra bu kategorilere göre sınıflanmış kitaplardan uygunluğu tespit edilmelidir.

Gebelikte aşı kullanımı

Aşı Adı

Aşılanma Endikasyonları

Tetanoz

Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır

Difteri

Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır

Kabakulak

YAPILMAZ

Kızamık

YAPILMAZ

Kızamıkçık

YAPILMAZ

Grip

Sadece altta yatan ciddi bir hastalığı olanlarda önerilir

Kuduz

Gebelik düşünülmeden yapılır

Hepatit A

Ev halkında ya da yakın temas halinde olduğu kişilerde varsa yapılabilir

Su Çiçeği

Önerilmez


Gebe beslenmesi
İçinizde gelişmekte olan küçük bir varlık vardır, ve onun sağlıklı gelişmesi için ağzınıza koyduğunuz her lokma önemlidir. Amerika Harvard üniversitesinde yapılan bir araştırma, bebeğin sağlığının, annenin hamileliği sırasındaki beslenmeyle nasıl yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Araştırmaya alınan kadınlardan diyeti iyi olanların %95'inin çok sağlıklı bebekleri olurken, diyetine dikkat etmeyenlerin (genellikle abur cubur ve fast food ile beslenenlerin) %8'inin sağlıklı bebekleri, %65'inin ölü doğum, prematüre ve doğuştan kusurları olan bebekleri olmuştur.

Başka çalışmalarda da hamile kadınların yediklerinin veya yemediklerinin bebek üzerine olan etkileri gösterilmiştir. Örneğin döllenmeden hemen önce ve erken hamilelik döneminde folik asit eksikliği, omurilik kanalı kusuru ve damak dudak yarıklığı riskini arttırırken, son üç ayda protein ve kalori eksikliği beyin gelişimini kötü etkiler.Yetersiz ve yanlış besin alımı bebekle ilgili gelişimi geciktirebilir.

Ayrıca beslenme hamileliğin seyrine; rahat geçmesine, doğuma, duygusal duruma ve doğum sonrası iyileşmeye etki eder. İyi beslenen kadınlarda erken doğum daha azdır, özellikle çinko eksikliği prematüre doğum riskini arttırır. Hamileliğiniz boyunca dikkat etmeniz gereken önemli konular şunlardır:

Yediğiniz her lokmaya özen göstermek: Her yemekte çatalınızı ağzınıza götürmeden önce "bu yediğim bebeğim için iyi mi?" diye bir düşünün, eğer yanıt "evet" ise çiğneyin. Düşkün olduğunuz tatlılardan ve abur cuburlardan uzak durun.

Tüm kaloriler birbirine eşit değildir: 150 kalorilik bir tatlı kurabiyedeki kalori, kepekli undan yapılmış, meyve suyu ile tatlandırılmış diyet kurabiyedeki 150 kaloriye eşit değildir. Bu nedenle aldığınız kalorinin miktarının yanı sıra, niteliğine de özen gösterin.

Kendinizi aç bırakırsanız bebeğinizi de aç bırakırsınız: Nasıl bebeğinizi doğduktan sonra aç bırakmayı düşünemiyorsanız, anne karnındayken de bunu yapmamalısınız. Bebeğinizin düzenli aralarla düzenli beslenmeye ihtiyacı vardır. Hiç bir zaman öğün atlamayın. Siz aç olmasanız da bebeğiniz açtır. Eğer mide yakınmalarınız iştahınızı kapatıyorsa, gereksiniminizi 3 öğün yerine 6 küçük öğün ile karşılayın.

Karbonhidrat alımı: Hamilelik sırasında kilo almaktan korkan bazı kadınlar karbonhidratları tamamen diyetlerinden çıkarırlar. Saf ve basit karbonhidratların (beyaz ekmek, pirinç, şeker, kek, kurabiye) besin değeri az ama kalorileri çoktur. Saf olmayan karbonhidrat komplekslerinin ise gerekli B vitaminleri, mineraller, protein ve lifler açısından gerekli olduğu bir gerçektir. Bunlar bulantı ve kabızlığın kontrol altına alınmasında yardımcı olur ve şişmanlatıcı değillerdir.

Tatlılar sorundan başka bir şey değillerdir: Hiçbir kalori şekerin verdiği kalori kadar boş değildir. Ayrıca araştırmalar şekerin yalnızca yararsız değil zararlı da olduğunu göstermişlerdir. Şekerin diş çürümesine yol açmasının yanı sıra, şeker ve kalp hastalığı, depresyon ve bazı vakalarda hiperaktivite ile ilişkisinin olduğu düşünülmektedir. Şeker ile ilgili belki de en kötü şey hiçbir besin değeri olmamasıdır. Lezzetli ve besleyici tatlılar için, şeker yerine meyve ve meyve suyu kullanın.

İyi besinlerin nereden geldiği bellidir: Pişirdiğiniz yiyecekler konserve ve haşlanıp dondurulmuş ise besleyiciliğinin çoğunu kaybetmiştir. Mevsiminde taze sebze ve meyve, eğer bulunmuyorsa taze dondurulmuş olanları tercih edin. Her gün çiğ sebze ve meyve yemeye çalışın. Sebzeleri ya buharda yada az pişmiş hazırlayarak vitamin ve minerallerin korunmasını sağlayın.

Kötü alışkanlıklar iyi bir diyeti sabote edebilir: Yeryüzündeki en iyi doğum öncesi diyet bile eğer anne alkol, tütün ve benzeri maddelerden uzak durmuyorsa, işe yaramaz. Artık alışkanlıklarınızın değişmesinin tam zamanıdır.

HER GÜN ALMANIZ GEREKENLER

KALORİ
Hamilelerin iki kişilik yemek yediği doğrudur.Ama akılda tutulması gereken şey bu iki kişiden birinin günlük gereksinimi ortalama 300 kalori olan küçücük bir bebek olduğudur. Bu nedenle ortalama bir kilonuz varsa hamilelik öncesi kilonuzu korumak için fazladan 300 kaloriye ihtiyacınız vardır. Günde fazladan 300 kalori almak, yemek yemeyi sevenlerin hoşuna gidebilir. Ancak durum böyle değildir, yani bu 300 kalori için diyetinize çekici besinler eklemek yerine örneğin bir bardak süt yerine 4 bardak süt (380 kalori) içmelisiniz. Hamilelik sırasında alınan kalorilerin hesaplanmasına karşın siz bunu yapmak zorunda değilsiniz. Bunun yerine haftada bir gün güvenilir bir tartıda tartılarak ilerlemenizi kontrol edebilirsiniz. Kilo alışınız düzgün artıyorsa (2 ve 3. üç aylarda ortalama haftada yarım kilo almalısınız) doğru miktarda kalori alıyorsunuz demektir.

PROTEİN
Günde 4 porsiyon alınması gerekir. Proteinler insan hücrelerinin yapıtaşı olan aminoasitlerden oluşur. Anne adayının gerekenden az protein alması, tıpkı az kalori alması gibi düşük doğum ağırlıklı bebek doğumuna neden olmaktadır. Bu nedenle hamileler günde en az 65-75 gram protein almalıdır. Yüksek riskli hamileliklerde önerilen miktar 100 gramdır.

C VİTAMİNLİ BESİNLER
Günde 2 porsiyon alınmalıdır.Sizin ve bebeğinizin doku tamiri,yara iyileşmesi ve çeşitli metabolik işlemler için C vitaminine ihtiyacı vardır. Bebeğin ayrıca güçlü kemik ve diş gelişimi ve düzgün gelişmesi için C vitamini gerekir. C vitamini suda eriyen vitaminler grubundadır ve vücutta depo edilmez, bu nedenle her gün alınması gerekmektedir. C vitamininden zengin besinler en iyi taze ve pişirilmemiş halde yenir; ışık, ısı ve havaya maruz kalmakla vitaminlerini kaybederler. Bu vitaminin en iyi kaynağı taze sıkılmış portakal suyudur.

KALSİYUMLU BESİNLER
Günde 4 porsiyon yenmelidirler. Kalsiyum, kasların, kalp ve sinir sisteminin gelişimi, kan pıhtılaşması ve enzim etkinliği için gereklidir. Yeterince kalsiyum almazsanız kaybedecek olan yalnızca bebeğiniz değildir; bedene kalsiyum girişi yetersizse bebeğinizin kafa kemiği için gereken kalsiyum sizin kemiklerinizden karşılanarak sizi ileride osteoporoza aday kılar. Ayrıca son araştırmalar yüksek miktarda kalsiyum alımının hamileliğe bağlı yüksek tansiyonun önlenmesinde yardımcı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu nedenlerle kalsiyum bakımından zengin besinlerden günde 4 öğün almaya özen gösterin. Eğer günde 4 bardak süt içmek çekici gelmiyorsa, bir kase yoğurt veya bir parça peynir şeklinde alın.

YEŞİL VE SARI SEBZELER, SARI MEYVELER
Günde 3 yada daha fazla porsiyon alınmalıdırlar. Bu besinler beta karoten formunda A vitamini içerirler. A vitamini hücre büyümesi (ki bebeğin hücreleri inanılmaz bir hızla büyümektedir), sağlıklı cilt, kemikler ve gözler için gereklidir. Hatta bazı kanser türlerini de önlemektedir. Yeşil yapraklı sebzeler diğer vitamin, mineraller ve kabızlığı önleyen lifleri de içerirler. A vitamini en fazla havuç, ıspanak, kuru kayısı ve şeftalide bulunur.

TAHIL VE BAKLAGİLLER
Günde 6-11 porsiyon yenmelidirler. Tahıllar (buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır, pirinç ve soya) ve baklagiller (bakla, fasulye, bezelye) bebeğin gelişen bedeni için gereken B vitaminini içerirler. Ayrıca hamilelikte çok önemli olduğu gösterilen çinko, selenyum, magnezyum gibi minerallerden zengindirler. Yalnız saf tahıl unlarını hesaba katmayın (beyaz undan yapılan ekmek gibi), bunlar vitamin ve minerallerden yoksundurlar.

DEMİR YÖNÜNDEN ZENGİN BESİNLER
Sizin ve gelişen bebeğinizin artan kan hacmi için büyük miktarda demir gerekli olduğundan bu 9 ayda hayatınızın herhangi bir döneminde olmadığı kadar çok demire ihtiyaç duyacaksınız. Demiri mümkün olduğunca diyetinizden sağlamaya çalışın. Demir bakımından zengin besinler kadar C vitamininden zengin besinler yemek de demirin bağırsaklarda emilimini arttıracaktır. Hamilelikte demir ihtiyacını genellikle diyet ile karşılamak zor olduğundan 12. Haftadan itibaren günde 40 mg demir alınmalıdır. Demirin vücuda emilimini arttırmak için genelde C vitamininden zengin bir meyve suyu ile (ama kesinlikle süt veya kahve ile değil) alınması önerilir.

TUZLU BESİNLER
Hamile olsun olmasın fazla miktarda tuz ve tuzlu besinler kimse için iyi değildir. Fazla tuz alımı yüksek tansiyon ile yakından ilişkilidir ve bu da hamilelikte potansiyel olarak çeşitli komplikasyonlara neden olabilir. Genel bir kural olarak yemeklere pişirirken değil sofrada tuz atın, böylece miktarını daha iyi ayarlayabilirsiniz.

SIVILAR
Günde en az 8 bardak alınmalıdır. Nasıl ki iki kişi için yiyorsanız içmenizde öyle olacaktır. Beden sıvıları hamilelikte arttığı için sıvı ihtiyacınızda artar. Bebeğimde sıvıya gereksinimi vardır; bedeninin büyük kısmı tıpkı sizinki gibi sıvıdan oluşmuştur. Ayrıca sıvı cildinizi yumuşatır ve kabızlığı azaltır. Sıvı alımınızı gün içine yayın ve bir kerede 2 bardaktan fazla almayın.

SİZE ÖRNEK BESİNLER
Proteinli besinler:

Aşağıda verdiğimiz her gurup bir porsiyona eşittir ve 18-25 gr protein içerir. Daha öncede önerdiğimiz gibi günde 4 porsiyon yani 75-100 gr protein almalısınız. 1 porsiyon
3 su bardağı az yağlı süt 1.5 kase az yağlı yoğurt 5 yumurta beyazı 100gr ton balığı 100 gr az yağlı peynir 75 gr beyaz tavuk eti 100 gr balık 100 gr yağsız sığır eti C vitaminli yiyecekler:

Her gün en azından iki porsiyon C vitaminli yiyecek yemelisiniz.Vücudunuz bu vitamini depolayamaz bu nedenle gün atlamayınız. Verdiğimiz listedekilerin her biri bir porsiyon içindir.
2 küçük portakal yarım greyfurt yarım bardak portakal suyu yarım kase çilek 1.5 büyük domates 1 bardak domates suyu 1 kırmızı yada yeşil biber üçte iki kase haşlanmış brokoli üç kase çiğ ıspanak Kalsiyum açısından zengin besinler

Bunlardan günde 4 porsiyon yemelisiniz. Yine listedeki her bir besin 1 porsiyona eşittir.
250 gr yağsız süt 1 bardak lor peyniri 1 kase yağsız yoğurt 180 gr kalsiyum eklenmiş süt 2-3 yemek kaşığı susam 1.5 kase brokoli 10 adet kuru incir Yeşil yapraklı ve sarı sebzeler, meyveler

Günde 3 veya daha fazla porsiyona ihtiyacınız vardır.Her biri 1 porsiyonu karşılar.
1 dilim kavun(küçük bir kavunun 1/8'i) 1 büyük şeftali 3/4 kase haşlanmış brokoli 1 çiğ havuç(küçük) 8-10 büyük yaprak marul 1/4 küçük patates yarım tabak çiğ ıspanak Diğer sebze ve meyveler

Aşağıdakilerden günde en az 2 porsiyon yiyin
1 elma 6-7 kuşkonmaz 1 tabak yeşil fasulye 1 küçük muz 2/3 tabak Brüksel lahanası 2/3 tabak taze kiraz 2/3 kase üzüm 1 tabak taze mantar 1 tabak taze bamya 1 orta armut 1 orta boy patates 1 dilim ananas Tahıl ve baklagiller

Günde 6-11 porsiyon arasında alın. Yine listedekilerin her biri bir porsiyona eşittir.
1 dilim kepek, çavdar yada yulaf ekmeği 1/2 fincan pişirilmiş kahverengi pirinç 2 yemek kaşığı pişmiş buğday 1/2 tabak bulgur pilavı 1/2 tabak yüksek proteinli makarna 1 küçük mısır ekmeği 1/2 tabak fasulye yada bezelye Demir bakımından zengin besinler
sığır eti ciğer istiridye sardalye marul, lahana, şalgam kabak kabuğu ile pişirilmiş patates ıspanak baklagiller soya fasulyesi ve soyalı ürünler kurutulmuş meyveler


Uyku ve istirahat
Gebelik dönemi belki de yaşamınızda en çok istirahat ve uykuya ihtiyaç duyduğunuz dönemdir. Gebeliğin erken dönemlerinde, salgılanan hormonların etkisiyle ortaya çıkan yorgunluk hissi sizi ister istemez istirahat etmeye zorlayacaktır. Gebelik ilerledikçe bu yorgunluk hissi ortadan kalkmış olsa bile bedeninizin ihtiyacı olan istirahat ve uykuya gereken önemi vermeye devam edin.

İşiniz gün boyunca sık sık ayakta kalmayı gerektiriyorsa fırsat buldukça oturun, ayaklarınızı hafifçe yükseltin ve gözlerinizi kapayarak istirahat edin.

İşiniz gün boyunca oturmayı gerektiriyorsa, dolaşımınızın yavaşlamasını engellemek için iki saatte bir en az 10 dakika boyunca kalkıp yürüyün.

Gebelik döneminde her gün en az 8 saat uyumaya özen gösterin.

Gebelik döneminde tansiyonunuz yatar pozisyondan doğrulurken, ya da oturur pozisyondan ayağa kalkarken düşme eğilimindedir. Tansiyon düşmesi de baş dönmesi ve daha ileri aşamalarda bayılma hissi oluşmasına neden olabilir. Ortostatik hipotansiyon adı verilen bu durumu önlemek için yatağınızdan kalkarken:
yana dönün dizlerinizi bükün ve kollarınızı kullanarak yatakta doğrulun önce ayaklarınızı yataktan aşağı sarkıtın bir süre doğrulmuş pozisyonda kalın ve ellerinizi yanlara koyun öne doğru eğilin bacak kaslarınızı kullanarak doğrulun



Gebelikte cilt problemleri
Hangi kadında gebelikte ne gibi bir cilt değişikliği ortaya çıkacağını tahmin etmek zordur. Bazı anne adayları gebelik döneminde herhangi bir cilt sorunu yaşamazken, bazılarında cilt kuruluğu, karın çatlakları, kaşıntı, ciltte yağlanma gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Bazı anne adaylarında da başta yüz olmak üzere vücudun her yerinde çok sayıda lekeler oluşabilir.

Gebelikte cilt değişikliklerinin sorumlusu gebeliğe bağlı her tür değişiklikte olduğu gibi gebelik döneminde artan hormonlardır...

Melasma, Kloazma (Gebelik maskesi)

Yüzdeki pigment (cilt rengi) değişiklikleri sıklıkla yanaklar, alın, üst dudak, burun ve çenede düzensiz sınırlı kahverengi lekeler şeklindedirler ve gebelik maskesi adını alırlar. %70-90 kadında görülen bu pigment artışı doğumdan sonra sıklıkla ortadan kalkar. Ender durumlarda pigment artışı adeta bir dövme yaptırılmış gibi cildin derin katmanlarındadır. Böyle durumların tedavisi bu konuda tecrübeli bir Cildiye uzmanı tarafından gerçekleştirilir.

Yoğun bir ultraviyole ışık kaynağı olan güneşten uzak durmak ve güneşe çıkıldığı zamanlarda en az 15 faktörlü bir güneşlenme kremi kullanmak lekelenmelerin azaltılmasında oldukça etkilidir. Yazın bulutlu havalarda bile güneşin UV ışınlarının cilde etki gösterebileceği unutulmamalıdır.

Lekelenme olan bölgelerin makyajla kapatılmasında bir sakınca yoktur.

Gebelikte sivilceler

Gebelikte özellikle 8. haftadan itibaren değişen hormonal ortam bazı anne adaylarında önceden varolan sivilcelerin artmasına ya da ilk defa gebelik döneminde sivilcelerin ortaya çıkmasına neden olur. Ender durumlarda ise varolan sivilcelerde azalma görülür. Yüz cildi temiz ve kuru tutulmalıdır. Sivilceler kozmetik sorunlar yarattığında doktor önerisine göre topikal (bölgesel) ilaçlar kullanılabilir (dikkat: izotretinoin içerikli "sivilce ilaçlarının" doğumsal anomalilere neden olduğu kanıtlanmıştır. Bu yüzden gebelik döneminde sivilceleriniz için ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız!).

Tırnak değişiklikleri

Tırnaklar cildin bir uzantısı olarak kabul edilirler ve gebelik döneminde artan hormonların etkisiyle tırnaklar yumuşayıp incelerek kolay kırılır hale gelebilirler. Tırnak cilası durumu daha da kötüleştirebilir. Bulaşık ve çamaşır yıkarken lastik eldiven kullanmak ve el ve tırnaklara nemlendirici losyon sürmek çoğu durumda faydalı olur.

Linea Nigra

Linea nigra latincede siyah çizgi anlamına gelir. Linea nigra kadınların çoğunda göbek deliği ile kasıkların tam ortasında yer alan pubis bileşkesi (her iki pubis kemiğinin orta hatta birleştiği bölge) arasında yer alan linea alba (=beyaz çizgi) adlı anatomik yapının koyulaşmasıyla ortaya çıkan ince bir çizgidir. Gebelikten sonra çoğunlukla kaybolur.

Avuçiçinde kızarıklık

Latincede palmar eritem adı verilen bu durum, gebelik dışındaki bir dönemde ortaya çıktığında bir karaciğer hastalığını düşündürmesine karşın, gebelik döneminde fizyolojik olarak ortaya çıkabilir. Avuç içlerinde ve nadiren de ayak tabanlarında kızarıklık ve kaşıntı şeklinde ortaya çıkar. Palmar eritemin de diğer çoğu cilt değişikliğinde olduğu gibi gebeliğe bağlı olarak kandaki östrojenin artması nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Kaşıntı şiddetli olduğunda nemlendirici kremler faydalı olabilir. Nemlendiricilere cevap vermeyen kaşıntılarda ise doktor önerisine göre bazı ilaçlar kullanılabilir.

Ciltte örümcek tarzında damarlanmalar

Bu tür oluşumlar sıklıkla yüzde ve boyunda, bazen de karın cildinde ortaya çıkarlar. Merkezde bir damar ve bu damardan etrafa adeta bir örümceğin ayakları gibi ışınsal olarak yayılan kılcal damarlanmalar şeklindedirler. Gebelik dışı bir dönemde ortaya çıktıklarında bir karaciğer hastalığını düşündürmelerine karşın, gebelikte artan östrojenin etkisine bağlı fizyolojik olarak ortaya çıkabilirler.

Gebelikten sonra genellikle kısa sürede kaybolurlar. Bir şikayete yol açmadıklarından tedavi gereksizdir.

Çatlaklar

Gebelikte kadınların önemli bir kısmında karın cildinde, kalçalarda ve göğüslerde çatlaklar ortaya çıkar. Cildin aşırı gerilmesine bağlı olarak ortaya çıkan değişikliklerdir ve çoğu zaman çatlayan bölgelerde tabloya rahatsız edici bir kaşıntı da eşlik eder. Gebelik döneminde kırmızı görünümde olan çatlaklar bebeğin doğmasından sonra kısa zamanda gümüş bir renk alırlar ve kalıcıdırlar.

Çatlaklar çok ender durumlarda kozmetik sorun yaratacak kadar yaygın olabilirler.

Bazı anne adaylarında gebelik döneminde oldukça fazla kilo alınmasına karşın çatlak oluşmamakta, bazılarında ise gebeliğin erken dönemlerinden itibaren çatlaklar ortaya çıkmaktadır. Yine bazı anne adaylarında gebeliğin en erken dönemlerinden itibaren "çatlak kremleri" kullanmalarına rağmen yaygın çatlaklar oluşabilmekte, bazılarında ise hiç bir "koruyucu önlem" almamalarına rağmen hiç bir çatlak oluşmamaktadır. Bu nedenle çatlakların kalıtımsal özelliklerle çok yakın bir ilişkisi olduğu düşünülmektedir.

Çatlakları tümüyle önlemek mümkün olmamakla beraber alınan bazı önlemlerle çatlakların kalıcı kozmetik sorunlar yaratması önlenebilir. Piyasada bulunan "çatlak kremlerinin" tümünün ortak özelliği cildi nemlendirmeleri ve esnemesine yardımcı olmalarıdır. Bu özellikleriyle "çatlak kremleri" çatlakların beraberinde getirdiği kaşıntının da dinmesine yardımcı olurlar. Anne adaylarının bir kısmı ise çoğunlukla yüksek fiyatlı bu "çatlak kremlerinin" yerine badem yağı kullanmayı tercih etmekte ve bu maddenin ciltlerinin nemli kalmasına ve kaşıntı şikayetinin ortadan kalkmasına yardımcı olduğunu belirtmektedirler.
Son zamanlarda moda olan "aromaterapi" adı verilen tedavi yönteminde kullanılan yağlardan gebelikte kaçınılmalıdır. Bu yağlar her ne kadar bitkisel kökenli olsalar da, ilaçların da çoğunun bitkisel kökenli olduğu unutulmamalıdır.

Son olarak da sıvı alımının öneminden burada da bahsedilmelidir: Vücuda giren su miktarı yetersiz olduğunda cildin elastikiyeti azalır ve çatlaklar daha kolay oluşur. Aksine, sıvı miktarı yeterli bir cilt, tonusunu daha iyi korur ve gerilmeye karşı daha dayanıklı hale gelir.

Benler

gebelikte ilk kez ortaya çıkan benler, ya da sayıca artan benler genelde kanser belirtisi değildir. Gebelik döneminde her ne kadar melanom (cilt kanseri) sıklığı çok düşük olsa da, hızlı büyüme gösteren benlerin bir cildiye uzmanı tarafından değerlendirilmesinde fayda vardır.

Meme uçlarında ve diğer bölgelerde koyulaşma

Anne adaylarının %70-90'ında meme uçlarında cilt rengi az ya da çok koyulaşır. Artan östrojen seviyelerine bağlı olduğu düşünülen bu durum özellikle esmer tenli olan anne adaylarında daha belirgindir.

Ciltte koyulaşma özellikle meme uçlarının çevresindeki koyu bölgede, vulva ve anüs arası bölgede (perine) ve göbek etrafında belirgindir. Koltukaltları ve bacakların iç kısmında da koyulaşma ortaya çıkabilir.

Yukarıda bahsedilen linea nigra ve gebelik maskesi bölgesel koyulaşmanın diğer örnekleridir.

Saç dökülmesi

Özellikle doğumdan sonraki günlerde hızlı bir şekilde saç dökülmesi ortaya çıkabilir. Telogen affluvium adı verilen bu durum, kılların büyüme fazlarının hormonal seviyelerin artması sonucunda değişmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Tedavi gerektiren bir durum değildir. 3-6 ay sonra kendiliğinden düzelir.

Hangi durumlarda doktora başvurulmalıdır?

Yukarıda bahsedilen cilt değişiklikleri fizyolojik cilt değişiklikleridir. Ancak bazı cilt değişiklikleri kendini başka belirtiler ve bulgularla belli eder ve mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir.

Doktora başvurulmasını gerektiren cilt değişiklikleri şunlardır:

ciltte yaygın kaşıntı: karın cildinde ve çatlayan cilt bölgelerinde kaşıntı normal olmakla beraber bazı anne adaylarında gebelik hormonlarının etkisiyle yaygın vücut kaşıntıları ortaya çıkabilir. Çoğu durumda selim tabiatlı olan bu kaşıntılar, altta yatan muhtemel bir karaciğer safra kanalları patolojisinin ortaya çıkarılması için doktora başvurulmasını gerektirir.

Ciltte yaygın döküntüler alerjik kökenli ya da enfeksiyona bağlı olabilir. Mutlaka doktor kontrolü gerektirirler.

Gebelikte hijyen
Gebelikte bazı sağlık kurallarına özellikle uymak, gebelik ve loğusalık döneminin iyi, sağlıklı seyretmesi için önemlidir.
Gebelikte sık yıkanmak önemlidir. Haftada en az bir kez yıkanmalısınız. Banyo suyu çok sıcak ya da soğuk olmamalıdır. Bir tabure üzerine oturarak ya da duş şeklinde yıkanmanız önerilir. Gebelikte dişler daha çok çürüdüğünden diş bakımına özen gösterilmelidir. Her yemekten sonra, özellikle hamur işi ve tatlı yediyseniz dişlerinizi fırçalamalısınız. Çürük dişleriniz varsa tedavi ettiriniz. Gebelikte el temizliği çok önemlidir. Tuvalete girmeden önce ve sonra ellerinizi bol su ve sabunla yıkayınız. İç çamaşırlarınızı her gün değiştiriniz. Gebeliğin yedinci ayından sonra meme bakımına dikkat etmelisiniz. Memelerde gerginlik ve dolgunluk hissini azaltmak için uygun büyüklükte ve pamuklu kumaştan yapılmış destekli sutyen kullanınız. Gebelikte, elbiseleriniz rahat, vücudu sıkmayan, kolay yıkanıp ütülenebilen kumaşlardan yapılmış olmalıdır. Lastik, kemer gibi vücudu sıkan eşyalar kullanmaktan kaçınınız. Rahat, alçak topuklu, yumuşak ayakkabılar giymelisiniz. Kesinlikle sigara içmeyiniz. Sigara bebeğinizin düşük doğum ağırlıklı olmasına neden olabilir. Gebelik ve emzikli dönemde içki kullanmayınız. Aşırı çay ya da kahve içmeyiniz. Hekiminize danışmadan hiç bir ilacı kullanmayınız.




Gebelik ve cinsellik
Toplumumuzda cinsellik çok açık ulu orta konuşulan bir konu değildir. Cinsellik üzerine konuşma ve tartışma günümüzde hala tabular arasındadır. Bir kısım kadın bu konuyu doktoruna açmaktan kaçınırken, bazen de doktorlar bu konuyu hastası ile açıkça konuşmaktan kaçınır. Bu iletişim kopukluğundan çiftler gebelikte seksten uzak durmaları gerektiği mesajını çıkarırlar yada halk arasındaki inançlara göre davranırlar.

Halk arasında ilk üç aydaki cinsel ilişkinin düşük ile sonuçlanacağı inancı yaygındır. En fazla gebelik kaybının ilk üç ayda olduğu bir gerçektir ama bunun nedeni, cinsel ilişki değil, genetik bozukluklara bağlı (anomalili-normal olmayan) gebeliklerin doğa tarafından istenmemesi sonucu kendiliğinden düşük olmaktadır.

Gebeler cinsel istek artışına rağmen cinsel ilişkinin rahim ağzının açılmasını kolaylaştıracağı ve erken doğuma neden olacağı,damarların açılıp kanayacağı, erkek cinsel organının bebeğin başına zarar vereceği gibi asılsız, rahatsız edici düşünce ve inanışlara kapılıp cinsellikten uzak dururlar. Her ne kadar orgazm(boşalma) oksitosin (rahim kasını kasıcı madde) salgılanmasına neden olup rahim kasılmalarına yol açsa da bunlar doğumu başlatmaz, erken doğuma neden olmaz. Cinsel ilişki bebeğe (fetusa) zarar vermez, erkek cinsel organının bebekle fiziksel olarak teması yoktur. Anne karnındaki bebek rahim kasları, içinde bulunduğu gebelik kesesi ve kese içindeki sıvı ile darbelere karşı koruma altındadır. Rahim ağzı kanalındaki(servikal kanal) salgıların koyulaşması ile oluşan tıkaç bakterilerin ve semenin(sperm) rahim içine girmesini engelleyen bir bariyer oluşturur. Cinselliğe engel oluşturacak tıbbi problemler olmadıkça gebelik süresince hatta son güne kadar cinsel ilişki yasak değildir. Gebeler cinsel ilişkinin zararlı olabileceği koşulları kendi kendine değerlendirebilecek bilgi donanımından yoksun oldukları için bu konuda kadınlar en sağlıklı bilgileri kadın doğum uzmanlarından alabilirler.

Aşağıda belirtilen şartlar haricinde gebelere cinsel ilişki yasak değildir.
Gebelik kesesinin erken açıldığı, suları erken geldiği durumlar Vajinal kanama Geçirilmiş gebeliklerde erken doğum tehdidi öyküsü ve şimdiki gebelikte erken doğum tehdidi Partnerin cinsel yolla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması Plasenta previa (çocuğun eşinin önde olması ve rahim ağzı kanalını kapattığı durumlar) Çoğul gebelikte gebeliğin son aylarında Kadın doğum uzmanınızca cinselliğe yasak getirilen diğer durumlar. Gebelik süresince kadında fiziksel, fizyolojik değişiklikler olur. Gebe bir kadında üretilen progesteron hormonu gebe olmayan bir kadına oranla on kez daha fazladır. Gebe bir kadında bir günde üretilen östrojen miktarı gebe olmayan bir kadının yumurtalıklarının üç yılda ürettiği miktara eşittir. Gebelik süresince üretilen toplam östrojen miktarı gebe olmayan bir kadında ancak 150 yılda üretilebilmektedir. Bu hormonlar gebeliğin başında yumurtalıklar tarafından salgılanırlar daha ileri haftalarda bu üretimi plasenta(eş) üstlenir. Gebenin kanında dolaşan yüksek seviyedeki progesteron ve östrojen hormonları yumuşak düzgün bir tene, parlak saçlara ve gebenin kendini iyi hissetmesine neden olduğu gibi memelerdeki ve cinsel organlardaki değişikliklerle gebeler cinsel ilişkiye daha hassas ve duyarlı hale gelir. Gebelikte seksin daha heyecan verici, daha doyurucu olduğu, hatta aynı seansta birden fazla orgazm gebeler tarafından bildirilmektedir.

Hatta gebelerin çoğu gebelikten önceki dönemde almadıkları kadar cinsel ilişkiden keyif alma eğilimindedirler. Bu gebeden gebe ye değişebildiği gibi, gebelik süresince aynı gebede de değişkenlikler gösterebilir.

İlk üç aylarda genelde halsizlik, uykuya meyil, bulantı kusma gibi gebeliğin erken belirtilerinin etkisi ile tipik olarak gebelerde cinselliğe ilgi azalma olur. İkinci üç ayda cinselliğe ilgi artarken, son üç ayda cinsel haz kalitesinin artmasına rağmen ileri derecede büyümüş bir karınla hareket kısıtlılığı ve daha evvel bahsettiğimiz korku ve endişeler ile gebelerin olaya tam konsantre olamamaları cinsel ilgide azalmaya neden olur.

Sağlıklı bir gebelikte doğuma kadar olan sürede cinsel ilşkiyi engelliyecek her hangi bir neden yoktur. Normal bir gebelikte orgazm ile birlikte görülen rahim kasılmalarının hiçbir zararı ve tehlikesi yoktur. Aksine bu kasılmalar normal doğum için rahim kasının hazırlanmasına yardım eder ve doğum için pelvis kaslarının yeteri derecede güçlü ve dayanıklı olmasını da sağlar.

İyi bir cinsel birliktelik çiftlerin bir birlerine daha yakınlaşmasını sağlayıp;gebenin duygusal, alıngan, kırılgan mizacı nedeni ile olası problemlerin çözümünde çiftlerin daha toleranslı olmasını sağlayacağı gibi, anne ve babalığın ilk günlerdeki problemlerin çözümünü de kolaylaştıracaktır.
Gebelik ve sigara kullanımı
Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üst solunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir.

Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır:

Kısa vadeli etkiler
Bunlar, sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbon monoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damar içi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbon monoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yol açar.

Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları göz önünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir.

Uzun vadeli etkiler
Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir.

Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır.

Sigaranın gebelik ve bebek üzerindeki etkileri
Sigara içme alışkanlığı olan anne adaylarında çeşitli normal dışı durumların meydana gelme riskinde önemli artış gözlenir.

Bu anne adaylarında:
* düşük riski artar...
* erken doğum tehdidi ve erken doğum riski artar...
* erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) riski artar...
* intrauterin gelişme geriliği, düşük doğum tartılı bebek doğurma riski artar...
* gebelikte kanama riski (özellikle ablatio placenta ve placenta previa adlı iki duruma bağlı) artar...
* inutero mort fetal (bebeğin karında ölmesi) riski artar...
* bebeğin yeni doğan döneminde ölme riski artar...
* solunum problemleri nedeniyle doğumun ikinci evresinde etkin ıkınamama ve buna bağlı vakum ve sezaryen ile doğum riski artar...
* loğusalıkta süt miktarı azalır...
* sütün C vitamini seviyesi ve bebeği besleyici etkileri azalır...
* bebeğin yakınında sigara içilmesi bebekte pnomoni ve bronşit riskini artırır...
Tüm bu normal dışı durumların sıklığı özellikle günde 20 adet ve daha fazla sigara içen anne adaylarında belirgin olarak artmıştır. Ancak "günlük 20" sayısını bir sınır olarak kabul etmemek gerekir. Sigaranın zararlı etkileri günde bir adet sigaradan itibaren başlamakta ve içilen sigara sayısı ile doğru orantılı olarak artış göstermektedir. Burada 20 rakamını almamızın nedeni günlük klinik uygulamalarımızda bu normal dışı durumları yaşayan anne adayları arasında günde bir paket ya da daha fazla sigara içen anne adaylarının sayıca fazlalığının dikkatimizi çekecek kadar yüksek olmasıdır.

Sigara alışkanlığı olan anne adaylarına öneriler
Öncelikle unutmamalısınız ki sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. "Nasıl olsa olan olmuştur" düşüncesi hatalıdır.

Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı 10'un altına indirin.

Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Evde sigara içilmeyen alanlar yaratın.

Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın...

Gebelik ve loğusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!)

Gebelik ve alkol kullanımı

Gebelikte kullanılan alkol abortus (düşük), ölü doğum, bebekte gelişme geriliği, çeşitli baş-yüz gelişim kusurları ve zeka geriliği gibi istenmeyen durumların oluşmasına neden olabilmektedir. Amerika ve diğer bazı gelişmiş ülkelerde zeka geriliğinin belirlenebilen en önemli nedeni anne adayının gebelikte alkol kullanmasıdır. Bu ülkelerde anne adayları arasında alkolizmin yaygınlığı ve bunun yarattığı sonuçlar ekonomik ve sosyal bir sorun oluşturmuş durumdadır. Şu an için ülkemizde anne adayları arasında alkol kullanımı yaygın değildir ve bunun böyle kalması toplumsal sağlık açısından çok önemlidir.

Gebelik döneminde kullanılan alkolün bebekte istenmeyen durumlar oluşturması alınan alkol miktarı ile doğru orantılıdır. Şu anda elimizde gebelikte alınabilecek en düşük alkol miktarı ile ilgili bir veri olmadığından anne adaylarına bu konudaki önerimiz gebeliğin planlandığı andan gebeliğin sonuna kadar alkol kullanmamalarıdır. Halihazırda alkol kullanmakta olan anne adaylarının da hemen şimdi alkolü bırakmaları bebeklerinin alkolden etkilenme riskini mutlaka azaltacaktır.

Alkol alımı hakkında genel bilgiler

Alkol ya da kimyasal adıyla etil alkolün güçlü teratojen (bebekte anomali yaratan) etkilere sahip bir madde olduğu bilinmektedir.

Bir bardak bira (%5 alkol), bir kadeh şarap (%10 alkol) ya da alkollü kokteylde (%10 alkol) yaklaşık 15 gram alkol bulunur.

Alkol alma "alışkanlığı" günlük 60-90 gram (1-1,5 litre bira eşdeğeri) alkolün düzenli olarak alınması şeklinde tarif edilebilir. Günlük 120 gram ve üzeri (2 litre bira ve üzeri) alkolün düzenli olarak alınması ise alkolizm olarak değerlendirilir.

Gebelikte alınan alkolün bebek üzerindeki etkileri

Alkol anne kanından plasenta yoluyla direkt bebeğin kanına geçer ve anne kanındaki miktarla eşitlenir. Gebeliğin erken dönemlerinde alınan alkol direkt olarak embriyo üzerine olan etkisiyle düşüğe, organ gelişimi döneminde hücreler üzerindeki etkileriyle çeşitli organlarda gelişim kusurlarına, gebeliğin ikinci trimesterinden itibaren hücre çoğalmasının hızlı olduğu dönemde hücrelerdeki toksik (zehirli) etkisiyle santral sinir sistemi hasarlarına neden olabilmektedir. Gebeliğin her döneminde alkolün etkisine bağlı olarak bebeğin ölme riski artar. Günlük alınan alkol miktarı arttıkça bebekte istenmeyen durumların oluşma riski doğrusal bir ilişki içinde artar. Ancak günlük alınabilecek miktar için güvenli bir alt sınır henüz belirlenmiş değildir ve gelecekte de belirlenmesi ihtimal dahilinde gözükmemektedir.
Gebelikte alınan alkol bebekte düşük doğum tartısından başlayan ve zeka geriliği gibi ciddi sekellere kadar uzanabilen bir spektrum üzerinde etkiler gösterebilir. Alkolün bebek üzerinde yarattığı en ileri normal dışı durum Fetal Alkol Sendromu olarak tanımlanır. Dünyada 1000 canlı doğumdan ikisinde fetal alkol sendromu olduğu tahmin edilmektedir.

Fetal alkol sendromu (FAS)
Fetal alkol sendromu, bebeğin doğmadan önceki dönemde sürekli ve yoğun bir şekilde alkole maruz kalması sonucu oluşan belirtiler topluluğudur. Belirtiler ilk kez 1973 yılında tanımlanmış ve alkolik anne adaylarının bebeklerinde görülen bu ortak belirtiler bir sendrom olarak betimlenmeye başlamıştır.

Sendromun en belirgin özellikleri bebekte intrauterin gelişme geriliği (bebek doğmadan önce oluşan gelişme geriliği), bebek büyüdükçe fark edilen gelişme geriliği, zeka geriliği, çeşitli davranış bozuklukları ve normal dışı yüz görünümüdür.

Fetal alkol sendromlu çocukların tipik bir yüz görünümleri vardır: en sık rastlanan baş-yüz kusurları mikrosefali (başın ufak olması), filtrum (üstdudak-burun arası oluk) yokluğu, ince üstdudak, yassı burun kemeri, mikrognati (ufak çene), mikroftalmi (ufak gözler), kısa burun, gözkapaklarının anormal şekilli olmasıdır.

Bunu dışında kalp anomalileri, omurilik anomalileri, kol-bacak anomalileri, genital sistem ve böbrek anomalileri, kulak anomalileri, göğüs kafesi şekil bozuklukları da sendromun bir parçası olarak görülebilmektedir.

Doğumda hiçbir bulgu göstermeyen bebeklerde bile büyüdükçe gelişme geriliği barizleşebilmekte ve alkole bağlı diğer etkilerin gözlenmesi bebeğin iki yaşına geldiği döneme kadar gecikebilmektedir.

Fetal alkol sendromlu bireyler yaşıtlarından daha ufak yapılı, IQ seviyeleri daha düşük, çeşitli davranış bozuklukları (aşırı aktivite, dikkat toplayamama gibi) gösteren bireyler olarak yaşamlarını sürdürürler.

Alkol dozu ile bebekte istenmeyen durumlar arasındaki ilişki

Bebekte anomali yaratmak için yeterli en az miktarı belirlemek olanaksız olmasına karşın tüm gebelik boyunca düzenli olarak günlük 90 miligram alkole eşdeğer içki kullanan anne adaylarında fetal alkol sendromu belirtileri görülme riski önemli oranda artar. Bariz alkolik anne adaylarının bebeklerinin yaklaşık %30-40'ında fetal alkol sendromu görülmektedir. Günde 2-3 bardak alkollü içkiyi düzenli olarak kullanan anne adaylarının bebeklerinde bu oran %10'a düşer.

Fetal alkol sendromu tüm gebelik boyunca ve özellikle de gebeliğin ikinci yarısından itibaren yüksek miktarlarda alkol kullanan anne adaylarının bebeklerinde daha sık gözlenmektedir. Hücrelerin hızla çoğaldığı gebeliğin bu ikinci döneminde alkol hücreler üzerindeki toksik (zehirleyici) etkileri nedeniyle başta sinir sistemi olmak üzere diğer organlarda gelişim bozukluklarına neden olmaktadır.

Daha az miktarlarda alkol kullanan anne adaylarında ise sendrom tümüyle ortaya çıkmasa da fetal alkol etkileri (FAE) adı verilen sendromun daha hafif şekli ortaya çıkabilir. Burada fetal alkol sendromunun belirtilerinin bir kısmının olmaması, olanların da daha hafif olması söz konusudur.

Anne adaylarına öneriler

İnsanlarda alkol kullanımı ve gebelik üzerine olan etkilerle ilgili çalışma yapılamadığından alkolün gebelikte bebek üzerindeki etkileri ancak hayvan deneyleriyle tahmin edilebilir. Hayvanlarda tek doz olarak verilen yüksek miktarda alkolün düşük, gelişme geriliği ve baş ve yüz anomalileri gibi fetal alkol sendromunu andıran etkiler yaptığı gözlenmektedir. Bu çalışmaların insanlara tam olarak uyarılamaz olmasıyla birlikte şu an için "sosyal" içiciliğin (yani arada sırada alkol almanın) bile gebelik döneminde bebek üzerinde etkileri tam olarak bilinemediğinden gebeliğinizi planlandığız andan itibaren ve tüm gebelik boyunca alkol kullanımından kaçınınız.

Gebelik döneminde halihazırda alkol kullanmakta olan anne adaylarının da alkolü hemen bırakmaları gebelik haftasının erkenliğiyle doğru orantılı bir şekilde bebeklerinin alkolden etkilenme riskini azaltacaktır.
Gebelikte yapay tatlandırıcıların kullanımı
Günümüzde pek çok yapay tatlandırıcının içinde aspartam adı verilen bir madde bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda aspartamın doğum defektlerine neden olduğu gösterilememiştir. Bu nedenle hamilelikte aspartam kullanımı güvenli olarak kabul edilir.

Aspartam fenilalenin ve aspartik asit adı verilen iki amino asitten oluşmaktadır. Aminoasitler proteinlerin yapı taşlarıdır. Aspartam vücutta sindirildiğinde matanol adı verilen bir tür alkol ortaya çıkar. İlk başlarda bu konuda endişeler olsa da araştırmalar sonucu bu kadar düşük düzeyde metanolin gelişmekte olan bebeğe zarar vermediği sonucuna varılmıştır.

Yapay tatlandırıcıların öncülerinden olan sakarin ise günümüzde artık çok daha az kullanılmaktadır. Sakarinin doğum defektlerini arttırdığına dair bir bulgu olmamakla birlikte hem annede hem de bebekte mesane kanseri riskini arttırdığı bilinmektedir. Anne adayı sakarin aldığında bu sakarin plasenta yoluyla bebeğinin de kan dolaşımına geçmektedir. Bebek sakarini anne adayından çok daha yavaş yıkmaktadır. Anne adayı fazla miktarda sakarin tükettiğinde bu sakarin bebeğin mesanesinde daha uzun süre kalacağından mesane kanseri riskini arttırabilir. Bu nedenle gebelikte sakarin kullanımı önerilmez.
Gebelikte seyahat
Hamilelik sırasında bir mola vermek harika bir fikir,bulunduğunuz yerden uzakta geçireceğiniz birkaç gün sizi çok rahatlatacaktır. Tek yapmanız gereken bu seyahate çıkmadan önce doktorunuz ile görüşüp güvenliğiniz için neler yapmanız gerektiğini öğrenmek. Seyahate karar verdiğinizde bulunduğunuz yere en yakın hastanenin nerede olduğunu öğrenin. Ayrıca tıbbi dosyanızın bir fotokopisini yanınızda bulundurmak iyi bir fikirdir.

Uzun turlar ve farklı bölgeler (çok sıcak veya soğuk) sizi yorabilir. Hamileliğin zaten fiziksel aktivitenizi azaltacağını düşünerek, sizi daha az yoracak daha dinlendirici yerler seçin. Bazı hekimler hamileliğin erken dönemlerinde düşük tehlikesi olabileceğinden, ve hamileliğin son haftalarında doğum yaklaştığından seyahati önermeyebilirler.

Araba veya uçak seyahati

Araba seyahatlerinizde sık mola vererek, tren seyahatlerinizde oturduğunuz yerden sık kalkıp kısa bir yürüyüş yaparak kan dolaşımınızın düzenlenmesine yardımcı olmalısınız. Yolculuklarınızda sık tuvalet ihtiyacınızı hatırlayarak tuvalete yakın yerleri tercih edin. Bu yolculuklarda emniyet kemerinizi takmayı unutmayın. Bu sarsıntılarda bebeğinize gelebilecek zararları önleyecektir.

Uçak ile seyahat

Eğer uçak yolculuğu yapacaksanız, uçak şirketinin hamile yolcular için olan tüm uygulamalarını öğrenin. Hamileliğinizin 28-36 haftalarında bu yolculuk için doktorunuzdan bir sakınca olmadığına dair belge almanız gerekecektir. 36. haftadan sonra ise muhtemelen uçuşunuza izin verilmeyecektir. Hamile kadınlar için basınçsız kabinleri olan küçük uçaklarla uçmak uygun değildir. Çünkü basınç değişiklikleri su keselerinin erken patlamasına neden olabilir. Uçak yolculuklarında bol sıvı alın. Uçarken vücudunuz daha kolay su kaybedip dehidrate olabilir.

Tropik bölgelere seyahat

Genelde malarya (sıtma) açısından risk taşıyan tropik bölgelere gidilmesine izin verilmez. Bu hem anne hem çocuk için riskli olur. Annenin ölü doğum yapma riski artar. Ayrıca hamilelikte sıtma ilaçları zararlıdır.

Aşılama

Hamilelere özellikle canlı virüs aşıları önerilmez. Ağızdan alınan ölü polyo (çocuk felci) aşısı uygulanabilir. Doktorunuz ile aşılamanın tüm ayrıntılarını konuşmalısınız


Gebelik ve vejeteryanizm

Vejetaryen diyet denildiğinde hayvansal gıdaların dahil olmadığı bir beslenme şekli anlaşılır. Son zamanlarda bazı çevrelerde giderek popülarite kazanan bu beslenme tarzını benimseyen kadınlar hamilelikleri süresince de buna devam etmeyi isterler. Ancak vejetaryen beslenme şeklinin hamilelikteki etkileri konusunda çeşitli görüşler vardır. Genel kanı bilinçli şekilde ve uygun kombinasyonlar ile uygulandığında hamilelik açısından çok büyük bir risk oluşturmayacağıdır.

Vejeteryanizm nedir?

İnsan biyolojik olarak etobur mu yoksa otobur mudur? sorusu vejetaryenler ve karşıtları arasında sıkça tartışılan bir konudur. Biyolojik olarak insan etoburlara pek benzememektedir, öte yandan modern sayılabilecek insanın ortaya çıkışından beri diyetinde et ve hayvansal ürünlerin olduğu da bilinmektedir. İnsan sindirim sistemi otoburlara da benzememektedir. Bu nedenle insan omnivaröz yani hem etobur hem de otobur olarak kabul edilmektedir. Aslında etobur olarak bilinen pek çok hayvanın da dönem dönem bitkileri yediği bilinen bir gerçektir. Öte yandan otobur hayvanların hayvansal gıda tükettiği pek görülmemiştir.

Vejetaryen sözcüğü ilk kez 1847 yılında İngiltere'de Joseph Brotherton tarafından kullanılmıştır. Genel kanının aksine İngilizce'de sebze anlamına gelen "vegetable" sözcüğünden gelmez. Vejetaryen sözcüğünün kökeni Latince taze ve hayat dolu anlamına gelen "vegatus" sözcüğünden gelmektedir.

1847 yılından önce et yemeyen kişiler bilinen en eski vejetaryen olan antik Yunan bilim adamı Pisagor'a ithafen Pisagorian olarak tanımlanmaktaydı.

Tanımlar

Vejetaryenlik içinde pek çok alt grubu barındıran bir tarzdır. Hayvansal gıda yememe eğilimi ne kadar katı ise potansiyel sağlık riskleri de o derece yüksektir.
* Semi-vejetaryen:
Diyetinde hayvansal gıda olarak sadece balık, kümes hayvanları, yumurta ve mandıra ürünleri bulunur.

* Lakto-ovo vejetaryen:
Sadece mandıra ürünleri ve yumurta bulunur.

* Lakto vejetaryen:
Sadece mandıra ürünleri bulunur

* Ovo vejetaryen:
Sadece yumurta bulunur.

* Vejan: (Katı vejeteryan)
Sadece bitkisel gıdalarla beslenir. Her türlü hayvansal gıda reddedilir.

* Pescetarian:
Sadece balık bulunur

* Frutarian:
Vejan ile aynıdır ancak sadece bitkilerin öldürülmesini gerektirmeyen besinleri yer. Örneğin elma bitkiyi öldürmeden koparılabilir ama örneğin havuç yenemez.

Neden vejetaryen olunur?

Bunun pek çok değişik nedeni vardır. En sık karşılaşılan neden basitçe kişinin et sevmemesidir. Et yağlı ve sindirimi zor bir besin maddesidir. Özellikle kırmızı etin sağlık açısından zararlı olabileceği bilinmektedir. Bu nedenle bazı kişiler et yememeyi tercih ederler.

Vejetaryenliğin altında yatan temel neden ise filozofiktir. Başka bir canlının hayatına son verme fikri vejetaryenlere korkunç gelmekte ve bu nedenle başka bir canlının öldürülmesinden duydukları rahatsızlık nedeni ile vejetaryen olmaktadırlar. Bunun en üç örneği frutarianizmdir.

Bir diğer neden ise dini inançlardır. Bu özellikle uzak doğu dinlerinde belirgindir. Eski dönemlerde hayvanın sütü ile uzun süre büyük insan popülasyonlarının beslenebilmesi ve kısa süreli beslenme sağlayan eti nedeni ile bu kaynakların tükenmesi korkusu bu alışkanlığın temelidir.

Hamilelik ve vejetaryen diyet

Hamilelik enerji ve protein başta olmak üzere vücudun besin gereksinimlerinin arttığı bir dönemdir. Hamilelikte vejetaryen beslenme şeklinin hem olumlu hem de olumsuz etkileri vardır. En önemli olumlu etkisi bu tür beslenme şeklinin yüksek oranda fiber (lif) içermesidir. Yüksek lif kabızlık başta olmak üzere hamilelikte sık karşılaşılan bazı sindirim sistemi sorunlarının daha hafif seyretmesini sağlar. Vejetaryen beslenme şekli daha az kalori ve yağ içerdiği için kilo kontrolü daha kolay olur.
* Protein
Proteinler tüm organizmaların temel yapıtaşlarından biridir. Proteinler amino asit adı verilen birimlerden oluşur. Doğada 20 tür aminoasit vardır. Bunlardan bir kısmı vücutta üretilebilirken esansiyel amino asitler adı verilen diğerleri üretilemez ve dışarıdan alınması gerekir. Hayvansal proteinler tüm amino asitleri içerdikleri için "tam proteinler" olarak adandırılırken bitkisel proteinler "tam olmayan" proteinlerdir. Bunun tek istisnası soyadır. Ancak 2000 yılında yapılan bir araştırma soya ağrılıklı vejetaryen beslenen kadınların erkek bebeklerinde hipospadias adı verilen ve idrar yapılan deliğin penis ucunda değil de yanlarda olduğu bir anomalinin 5 kat fazla görüldüğünü ortaya koymuştur.

Yeterli protein almak için et yemek şart değildir. Süt ve süt ürünleri ile yumurta tüketilmesi gerekli olan proteinleri sağlar.

* Demir
Demir hamilelikte gereksinimi artan temel minerallerden biridir. Demirin ana kaynağı et, balık ve kümes hayvanlarıdır. Bunun yanı sıra bazı sebzeler de demir içerir ancak bunlarda bulunan demir fomunun emilimi düşük olduğundan biyo yararlılığı son derece düşüktür.

* Kalsiyum
Hamilelikte kritik öneme sahip minerallerden bir diğeri de kalsiyumdur. Bebeğin kemik ve diş gelişimi için gereklidir. Kalsiyum temel olarak süt ve süt ürünlerinden alınır. Lakto ovo vejetaryenlerin hamilelikteki kalsiyum alımı diyetlerinde et bulunduranlara yakındır.

* D Vitamini
Bu vitamin kalsiyumun emilimi için gereklidir. Vücutta güneş ışığı yardımıyla üretilir. Pek çok süt ürünü D vitamini ile zenginleştirilmiştir.

* Folik asit
Vejetaryen beslenme şeklinin hamilelikteki önemli yararlarından birisi de yüksek oranda folik asit içermesidir. Folik asit bebeğin sinir sistemi gelişimi açısından son derece önemlidir. Pek çok yeşil sebze yüksek miktarlarda folik asit içerir.

* B12 vitamini
Bu vitamin hücre bölünmesi ve protein sentezi için gereklidir. Bitkilerde bulunmaz sadece hayvanlarda vardır. Yumurta ve süt ile yeterli miktarlarda alınabilir.

* Çinko
Çinko eksikliğinin doğumda komplikasyonlarının olasılığını arttırdığı bilinmektedir. Yapılan bazı çalışmalarda vejetaryen hamilelerde çinko düzeylerinin daha düşük olduğu gösterilmiştir. Bitkisel kökenli besin maddelerinde de bulunmakla birlikte hayvansal gıdalardaki çinko daha etkili şekilde emilmektedir.
Sonuç olarak vejetaryenlik dikkatli planlandığı taktirde hamile bir kadın ve bebeği için yüksek risk taşımaz. Ancak burada vejetaryenliğin alt grupları oldukça önem kazanmaktadır. Organizmanın sağlıklı işleyebilmesi için hayvansal kökenli besin maddelerine de gerek vardır. Vejan ya da frutarian beslenme şekli insanlar için uygun olmadığı gibi hamilelerin de kesinlikle kaçınması gereken bir alışkanlıktır. Lakto ovo vejeteryanizm ya da semi vejeteryanizm beraberinde dışarıdan verilen vitamin ve mineraller ile hamilelikte devam ettirilebilir.
Gebelik ve güvenlik kontrol cihazları
Hamile kadınların özellikle erken dönemde sık sordukları sorulardan birisi de güvenlik kontrollerindeki kapılardan geçmelerinin bir sakıncası olup olmadığıdır.

Bu özel kapılar, içinden geçen kişinin üzerinde silah gibi yoğun bir metal bulunması durumunda sesli alarm vererek görevlileri uyarırlar. Eskiden sadece havaalanları ve özel koruma uygulanan binaların girişlerinde bulunan bu metal detektörleri günümüzde tüm dünyada terör eylemlerindeki artış nedeniyle hastaneler, alışveriş merkezleri gibi çok sayıda kişinin kullandığı binaların girişlerinde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bu kapıların çalışma mekanizması aslında son derece basittir. Hafif bir elektrik akımıyla zayıf bir manyetik alan oluşturulur ve bu alanda herhangi bir nedenle kesilme oluştuğunda devre alarm verir. Yani bu cihazlar x-ışınları (röntgen) ile çalışmazlar.

Güvenlik kontrollerindeki metal detektörlerinde oluşan manyetik alan Manyetik rezonans (MR) uygulamalarındakinden kat kat daha azdır. Yapılan bilimsel çalışmalar hamile kadınlarda gerek bebeği değerlendirmek gerekse anne adayındaki bazı patolojileri saptamak amacıyla yapılan MR incelemelerinin bebek üzerinde herhangi bir zararlı etkisinin olmadığını ortaya koymaktadır. Üstelik özel kapıdan geçiş sırasında manyetik alana maruz kalma süresi MR ile kıyaslanamayacak kadar kısadır.

Anlaşılabileceği gibi binaların girişlerindeki kontrollerin bebeğiniz üzerinde hiçbir olumsuz etkisi yoktur.

Ancak özellikle ülkemizde uygulayıcılar da dahil olmak üzere pek çok kişinin yeterli bilgiye sahip olmaması nedeniyle ve hamile kadınlara karşı olan hassas yaklaşımın bir sonucu olarak hastane girişlerinde dahi görevliler bu kapılardan geçmek istemeyen hamile kadınlara kolaylık göstermektedirler. Bu gereksiz ve anlamsız bir yaklaşım olmakla birlikte farklı olduğunuzu hissetmek için biraz oyun oynamanın zararı yoktur. Bu tür bir kapıdan geçmek zorunda olduğunuzda hamile olduğunuzu söyleyerek ayrıcalık talep edebilir ve bunun tadını çıkarabilirsiniz.

Gebelik ve evcil hayvanlar

Kedi: Eğer evinizde bir kedi besliyorsanız bu minik dostunuzun sizin için yaratacağı en büyük risk toksoplazmozis adı verilen hastalıktır. Bir parazit enfeksiyonu olan toksoplazmozis düşüklere neden olabileceği gibi bebeğin beyninde de bazı hasarlara yol açabilir. Kediler toksoplazmozis için taşıyıcı vektör görevi görürler. Kendileri hasta olmadan parazitin kendi vücutlarında üremesini sağlarlar. Üreyen parazitler kedinin dışkısı ile atılır ve bu dışkı ile temas eden insanlara bulaşır. Genelde ticari mamalar ile beslenen ve dışarısı ile temas etmeyen kedilerde toksoplazmosiz olmaz. Ancak kediniz bu paraziti çiğ et, ya da çiğ süt yoluyla da alabilir.
Toksoplazmosis parazitini bulaştıran tek etken kediler değildir. Çiğ et ya da uygun şekilde yıkanmamış çiğ sebze ve meyveler özellikle salata yoluyla da toksoplazmosize yakalana bilisiniz. Kedi tırmalaması da çoğu zaman sorun yaratmamakla birlikte cildin bütünlüğü bozulduğundan enfeksiyonlara karşı duyarlı hale gelir. Kedi tırmaladığında mutlaka zaman kaybetmeden tırmalanan yer sabun ile yıkanmalıdır.

Eğer hamileyseniz ve evde bir kediniz varsa aşılarının mutlaka tamam olmasına dikkat edin. Kedinizin dışkısını yaptığı kumu günde 2 defa değiştirin ve değiştiriken mutlaka eldiven kullanın. Kedinizin kumunu değiştirdikten sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. İdeal olan kedinizin kumunu sizin değil başka bir bireyin değiştirmesidir.

Köpek: Köpeklerden insana gelebilecek en büyük risk kuduzdur. Sadece hamileler değil tüm bireyler bu ölümcül hastalığa karşı önlem almalı tanımadıkları köpekler ile temas etmekten kaçınmalıdır. Ayrıca köpeklerden insanlara kist hidatik ve diğer bazı parazit enfeksiyonları bulaşabilir. Hamilelik bu durumlar açısından fazladan bir risk oluşturmaz. Ortaya çıkan bu enfeksiyonlar da bebeğiniz açısından ciddi bir risk artışına neden olmaz.

Kuşlar: Kuşlar evlerde beslenmek üzere en fazla tercih edilen hayvanlardır. Teorik olarak kuşlardan insanlara bazı hastalıkların bulaşması mümkün olmakla birlikte pratikte pek rastlanılan bir durum değildir. Kuşlardan insanlara en fazla bulaşma olasılığı olan hastalık Psittakozis'tir.Hemen hemen her kuş türü klamidya psittaci adı verilen bir mikroorganizmanın neden olduğu bu hastalığın taşıyıcısı olabilmekle birlikte en sık papağanlardan bulaşır. Bugüne kadar hamilelikte görülen psittakozis enfeksiyonu sayısı son derece azdır. Genelde grip benzeri bulgular verir. Son dönemlerde hasta ya da ölü bir kuşla temas öyküsü olan bir hastada zaatürre bulguları saptandığında psittakozisten şüphelenilmelidir. Psittakozisin gebelikteki etkileri konusunda elde yeterli veri yoktur ancak kafesin temizlenmesi sırasında eldiven kullanılması, ve temizlik sonrası ellerin mutlaka yıkanması yeterlidir. Hamilelik evinizdeki kuşu başka bir yere göndermenizi gerektirmez.

Kemirgenler: Son zamanlarda hamster ya da benzeri kemirgenlerin evde beslenmesi giderek popülarite kazanan bir alışkanlıktır. Genelde zararsız olan bu hayvanlar özellikle hamile kadınlar açısından risk taşırlar. Bu riskin adı Lenfositik Koriyomenenjit virüsüdür (LCMV) ve gelişmekte olan bebeği olumsuz yönde etkileyebilir. Erişkin bir insan bu virüsle karşılaştığında ya hiçbir belirti görülmez ya da hafif grip benzeri belirtiler ortaya çıkabilir. Ancak asıl tehlike bebek açısındandır. LCMV ile enfekte olan bebekte en sık görülen bulgu görme bozukluklarıdır. Bunun yanı sıra serabral palsi, zeka geriliği ve sara benzeri nöbetler gibi sinir sistemini etkileyen bozukluklar olabilir. İlk kez 1933 yılında fark edilen bu virüsü insanlar enfekte kemirgen ile temas ederek ya da enfekte hayvanın bulunduğu ortamdaki havayı soluyarak alabilirler. Bu nedenle hamile olan kadınların evlerinden ve bulundukları ortamlardan bu tür kemirgenleri uzaklaştırmaları uygun olur.



Gebelikte egzersiz

Doğumla birlikte meydana gelen değişikliklere bağlı olarak kas gruplarında birçok değişiklik ve yüklenme meydana gelmeye başlar.rahat bir gebelik geçirmek,doğuma yardım ve doğum sonrası toparlanma surecini hızlandırmak için bazı egzersizlerin yapılmasında fayda vardır.bu egzersize değinecek olursak;

gebelik gebelik

Boyun hareketliliğini koruma:
bağdaş kurularak oturulur,baş her iki yana öne ve arkaya eğilir..hareket 10 kez tekrarlanır.

gebelik gebelik


Boyun arka grup kaslarını germe:
bağdaş kurularak oturulur,her iki el basın arkasında birleştirilir.. Ellerin yardımı ile baş göğse değdirilir.. Bu pozisyonda 10 a kadar sayılır..böylece boynun arka ve üst kısmındaki kaslar gerilir.. Hareket 5 kez tekrarlanır..

gebelik gebelik


Göğüs kaslarını germe:
bağdaş kurularak oturulur her iki el ensede birleştirilir..dirsekler geriye çekilerek göğüs kasları gerilir.. 10 a kadar sayılır.. Hareket 5 kez tekrarlanır..

gebelik



Omuz ve göğüs kaslarını güçlendirme:
bağdaş kurulur.. Eller burun hizasında birleştirilir.. 10 a kadar sayılır.. 5 kez tekrarlanır

Sırt kaslarını germe:
oturularak bir omuz karşı dize değdirilmeye çalışılır.. 10 kadar sayılır.. 5 kez tekrarlanır

gebelik gebelik gebelik


Karın ve bacak kaslarını güçlendirme:
duvara yaslanır bacaklar birbirinin yanında ve duvardan 25 cm uzaktadırlar..karın içeri çekilerek duvara yaslanılır..bu pozisyonda yavaşça duvarda kayılır ve dizler çömelir.. Sonra yavaşça doğrulunur.. Bu sırada nefes tutulmaz.. 5 kez tekrarlanır..

gebelik gebelik

Karın kaslarını güçlendirme:
sırtüstü yatılır..dizler kıvrılarak ayaklar yere basar.. Her iki el öne doğru uzanarak.kürek kemikleri yerden kalkacak şekilde doğrulunur.. 5 e kadar sayılır.. 5 kez tekrarlanır



Nefes alma teknikleri

Normal doğum esnasında "ıkınırken" güçlü bir nefese ve güçlü karın kaslarına ihtiyaç duyacaksınız. Aşağıdaki yazıda kasılmalar esnasında bebeğinize maksimum oksijen gitmesi için yapmanız gerekenleri bulacaksınız.

Doğum eyleminde uygulayacağınız doğru nefes alma-verme tekniklerini gebelik döneminizde ne kadar sık uygularsanız bu teknikleri o kadar iyi öğrenirsiniz.

Doğum eylemi esnasında doğru nefes alıp verme iki açıdan önemlidir: doğum eyleminde belli aralıklarla gelen uterus kasılmaları esnasında bebeğinize giden kan akımı nispi olarak azalır. Bu fizyolojik, yani normal bir durumdur. Siz bu esnada derin bir nefes aldığınızda kanınıza normal bir nefeste geçtiğinden daha fazla oksijen geçer ve bu ek oksijen kasılmalar esnasında bebeğinizin oksijensiz kalmasını önler.

Doğru nefes alıp vermenin diğer bir önemi de şudur: kasılmalar esnasında duyacağınız muhtemel ağrı, zihinsel olarak daha çok doğru nefes alıp vermeye odaklanmış olmanız nedeniyle daha hafif olarak algılanacaktır.


Alıştırmalar:

Gevşeme: Yere yatın ve dizlerinizi bükün. Vücudunuzdaki bütün kasları bilinçli bir şekilde teker teker gevşetin. Bunun ne kadar zor olduğunu denedikçe göreceksiniz. Tüm kaslarınızı gevşettiğinizi düşündüğünüzde bile tekrar yaptığınız bir kontrolde bazı kaslarınızın halen kasılı olduğunu görebilirsiniz. Tümüyle gevşemiş olmaya özen gösterin. Derin nefes alma-verme: Tümüyle gevşediğinizden eminseniz sanki 45-50 saniye süren bir kasılmanız varmış gibi hissetmeye çalışın. Burnunuzdan (eğer burun tıkanıklığınız varsa ağzınızdan) içinize mümkün olduğunca ve yavaş yavaş derin bir nefes çekin, bu nefesi yine yavaş yavaş ağzınızdan dışarı verin. Bu esnada bütün kaslarınızın gevşek olduğunu tekrar kontrol edin. Kafanızda canlandırdığınız kasılmalar devam ettikçe bu işleme devam edin. Dikkat: Nefes alıp verme işlemini çok hızlı yaparsanız, kanınızdaki karbondioksit hızlı bir şekilde azalabilir, bu da geçici bilinç kaybına kadar gidebilen durumlara yol açabilir, bu nedenle derin nefes alma işlemini yavaş yavaş uygulayın. 45-50 saniye süren bir kasılmada 5-7 adet nefes alma-verme uygundur.

Karından nefes alma tekniği: Bu egzersiz karın kaslarınızın gevşemesine yardımcı olduğu gibi, kasılı kasların uterus üzerine gereksiz baskı yapmasını engeller: Yere uzanın ve ellerinizi karnınızın üzerine yerleştirin. Derin bir nefes alarak karnınızın "şişmesini" sağlayın. İçinizden beşe kadar saydığınız sürede bu pozisyonu koruyun. Nefesi ağzınızdan verin ve bu işlemi 4-5 kez tekrarlayın.


Doğum için egzersizler

a) NEFES EGZERSİZLERİ:


Özel bir çaba harcamadan nefes alındığında, yani kendiliğinden nefes alındığında, havanın vücudunuza giriş şekline dikkat edilmez. Göğüs ve karın yavaşça ve hafif kalkarlar. Nefes alış şeklinizi gözlemleyin, bir elinizi göğsünüze koyun, diğerini karnınıza. Hangisi daha çok kalkıyor?

Şimdi biraz göğüs nefesi egzersizleri yapalım:

Egzersize başlamadan önce derin bir nefes verin. Sonra nefes alarak göğsünüzü şişirin. Bu sırada akciğerler hava ile dolacak ve diaframı aşağıya itecektir. Daha sonra nefesinizi yavaşça üfleyin.

Şimdide bir karın nefesi egzersizi yapalım: Bir elinizi göğsünüze bir elinizi karnınıza koyun ve derin bir nefes alın, ama bu nefesi alırken göğsünüz hiç kalkmadan yalnızca karnınızı şişirin. Daha sonra karnınızı olabildiğince içeri çekerek üfleyin. Bu iki nefesi, yani karın ve göğüs nefesini ayırmak önemlidir, çünkü doğumda özellikle göğüs nefesinize hakimiyetiniz size çok yararlı olacaktır.

Doğum için gerekli bazı nefes egzersizlerini birlikte inceleyelim:

Tutulmuş nefes: Derin bir nefes alın ve sonuna geldiğinizde nefesinizi tutun, içinizden ona kadar sayın, sonra havayı ağızdan bırakın. Bu tutulmuş nefes doğum sırasında özellikle bebeğinizi dışarı iterken faydalı olacaktır.

Yüzeysel küçük nefes: Hafifçe ve çabucak, ses çıkarmadan nefes alıp verin. Yalnızca göğsünüzün üst kısmı kıpırdamalı, karın hemen hemen hareketsiz kalmalıdır. Bu nefes ritmik olmalı. Dolayısıyla nefes alma zamanının verme zamanına eşit olmasına dikkat edin. Bu nefesi ağzınızı açık veya kapalı iken yapabilirsiniz. Bu yüzeysel nefes rahim ağzının doğum için genişlemesini sağlayan güçlü kasılmalar geldiğinde işe yarayacaktır.

Büyük sık nefes: Bu kez nefes ritmi hızlanmalı, saniyede tam bir nefes alıp vermek gerek. Ağız yarı açık nefes alın, nefes verin. Bu nefes rahim ağzı genişlemesinin sonunda bebeği iterken ve bebek dışarı çıktıktan sonra kendinizi engellemeniz gerektiğinde çok işe yarayacaktır.

Bu farklı nefeslere hakim olmayı öğrendikten sonra bir doğum provası yapalım. Bebeği dışarı atma sırasında duracağınız pozisyona geçin, yani sırt yastıklarla kalkmış, bacaklar bükülü,uyluklar ayrılmış.

Bu pozisyonda kendinizi şu egzersize alıştırın: Önce bebeği dışarı itmeyi kolaylaştıran nefes tutmayı yapın, hemen ardından bebeği daha fazla itmeyi engelleyen sık sık yüzeysel küçük nefesleri yapın. Doğum sırasında önce bebeği itmek için kendinizi kastıktan sonra, birden çocuğun başı göründüğünde ebe artık ?itmeyin itmeyin? diyecektir.

Pratikte şöyle anlaşılacaktır: Tutulmuş nefes, ?nefes alın,tutun,itin itin,itin?. Sonra hemen ardından ?artık itmeyin, ağzınızı açın, nefes alın, verin, alın, verin??. Tutulmuş nefesten hemen sık nefese geçmek kolay değildir. Bu yüzden çalışmak gerekir. Ancak bu nefes egzersizlerini yaparken arada normal solumanıza dönüp, kendinizi dinlendirmeyi unutmayın.


b) RAHATLAMA YADA GEVŞEME EGZERSİZLERİ:

Rahatlamayı yani sinirleri ve kasları tümüyle gevşetmeyi başarmak kolay bir egzersiz değildir. Başarmak için en uygun koşullarda uygulamak gerekir. Dolayısıyla başlangıçta gürültüden uzak olmak için odanızın kapılarını ve pencerelerini kapamakla işe başlayın. Güçlü bir ışık rahatlamayı engeller, perdeleri de çekin. Eğer yatağınız çok yumuşak değilse yatağınıza, yoksa yere uzanın. Bir yastık başınızın altına, bir yastık ayaklarınızın altına, bir yastıkta hafif bükülü dizlerinizin altına yerleştirin. Yapacağınız egzersizin amacı aynı anda vücudunuzun bütün kaslarının gevşemesini sağlamaktır. Bunu başarmak için önce kasılma ile gevşeme arasındaki farkı anlamanız gerekir. Bunun için,vücudunuzun farklı kaslarından önce birini sonra diğerini kasıp gevşeteceksiniz. Yapmanız gerekene konsantre olun ve her hareketi yavaşça yapın. Sağ elden başlayın:yumruğunuzu sıkın, gerilmeyi birkaç saniye koruyun, sonra düzenli olarak bırakın. Aynı şeyi sol el ve kollarla da yapın. Ardı ardına ayak parmaklarını, ayak bileği kaslarını, uylukları kasıp bırakın. Kas kasılmasıyla gevşemeyi ayırt etmeye kendinizi alıştırana kadar kasılmayı her keresinde birkaç saniye tutun.

İlk rahatlama seansınızı bu kaslarınızın bilincine varma işlemine adayabilirsiniz. Sonra gevşemenin ileriki seanslarında vücudun her bir bölümü ayrı ayrı ele alınır. Bir gün kollar, ertesi gün bacaklar,üçüncü gün yüz gibi. Başlangıçta yüzünüzü gevşetmeniz zor olacaktır, çünkü yüzde altmışa yakın kas vardır. Önce hepsini aynı anda kasmayı deneyin: Ağzı ve gözleri iyice kapatın, çeneleri kasın, alnı da unutmayın.

Gevşemeyi başarıp başaramadığınızı şu test gösterecektir. Kolunuzu kastıktan sonra tümüyle gevşetin, sonra birinden kolunuzu kaldırmasını isteyin. Eğer bu kişi hiç bir dirençle karşılaşmadan kaldırabiliyor ve bıraktığında kol cansız bir şekilde düşüyorsa gevşemeyi başardınız demektir. Şimdi vücudunuzun bütün kaslarının gevşemesini aynı anda elde etmeyi deneyin. Derince üç yada dört kez nefes alın. Sonra nefes alırken bütün kaslarınızı, kolunkileri, bacağınkileri, karın kaslarını, yüz kaslarını kasın. Böylece üç yada dört saniye kalın. Sonra tümüyle nefes vererek gevşeyin. Birkaç saniye sonra vücudunuzun tümüyle pörsümüş olduğunu ve yatağa gömüldüğünüzü hissedeceksiniz. Yavaş yavaş büyük bir iyilik sizi saracaktır. Nefesiniz düzenli ve sakin olacaktır. Gevşeme seansından sonra birden kalkmayın,başınız dönebilir. Önce oturun sonra yavaşça kalkın.

Mükemmel bir şekilde gevşemeyi öğrenmek için birkaç gün yeter. Tam bir gevşeme gerçek bir konsantrasyon olmadan elde edilemeyeceğinden, başlangıçta beş dakikadan fazla ayırmayın. Yoksa gevşemek yerine yorulursunuz. Bir süre sonra, günlük gevşeme seanslarından vazgeçemeyeceksiniz. Özellikle hamileliğiniz yüzünden biraz sinirliyseniz sizi dinlendirecektir.Bu egzersizler size sıkıcı gelirse yerini uyku ile doldurabileceğinizi düşünmeyin.Uyku vücudun ve ruhun tam gevşemesi anlamına gelmez. Uyurken endişeleriniz ve gördüğünüz düşler kasılmalara neden olur. Bu rahatlama seanslarını özellikle rahat bir gece geçirmeniz için uyumadan önce akşam yapmanızı öneririz. Rahatlama uykuya en iyi hazırlıktır. Altıncı,yedinci aydan sonra büyüyen karnınız sırtüstü yatarken sizi rahatsız edebilir, bu nedenle egzersizinizi sol tarafınıza yatarak yapabilirsiniz.

Normal doğum

Bir çocuk sahibi olmaya karar verildiği ilk andan itibaren yaşanan heyecanlar doğum günü yaklaştıkça artmaya başlar ve doğumun ilk işaretleri ile birlikte doruğa ulaşır.Her şey sona erdikten sonra anne ve babanın dünyadaki en önemli eserleri olan bebek kucağa alındığında ise yaşanan bütün sıkıntılar, çekilen bütün ağrılar yerini tarifi imkansız bir huzur ve mutluluğa bırakır.

Doğum ya da başka bir deyişle normal doğum 20. gebelik haftasını doldurmuş olan bir fetusun rahim dışına zarlar ve plasentası ile birlikte atılmasını ifade eder. İnsanda gebelik 280 gün sürmektedir ancak tüm gebeliklerin sadece %5 kadarı beklenen günde sona erer. Gebe kadınların büyük bir kısmı ise beklenen doğum tarihinden yaklaşık 1 hafta kadar önce doğum eylemine (travay) girer. Düzenli rahim kasılmalarının ortaya çıkması ile başlayan sürece (anne adayı bunları sancı olarak algılar) EYLEM ya da TRAVAY adı verilir.

Bir gebeliğin normal yoldan sonlanabilmesi 3 ana faktöre bağlıdır. Bunlar rahime bağlı, bebeğe bağlı ve annenin kemik çatısına bağlı faktörler olarak sınıflandırılabilir. Bir başka deyiş ise güçler (rahim kasılmaları), yol (kemik yapı) ve yolcudur. (bebek). Doğumun olabilmesi için rahim düzenli aralıklarla rahim ağzını açabilmek için kasılmalıdır. Bu kasılmaların karşısında rahim ağzının açılmasına engel bir durum olmamalıdır. Rahim açıldıktan sonra devam eden kasılmalar bebeği rahim dışına itecektir. Bu itmenin sağlanması için bebek uygun pozisyonda olmalı ve yine önünde bir engel bulunmamalıdır. Son olarak bebeğin geçeceği yol ile bebek arasında bir uyumsuzluk söz konusu olmamalıdır. Örneğin bebeğin yan ya da oblik durduğu durumlarda bu yoldan geçmesi mümkün değildir. Böyle bir durum varlığında normal doğum gerçekleşemeyecek, eğer zamanında fark edilip sezaryene karar verilmez ise anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek istenmeyen komplikasyonlar ortaya çıkabilecektir.

Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri düzensiz kasılmalar ve halk arasında nişan gelmesi olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüğümsü bir tıkaç ile kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır. Yine doğumun erken belirtilerinden biri de düzensiz rahim kasılmalarıdır. Kişi bu kasılmaları ağrı olarak algılar. Yalancı doğum sancıları adı verilen bu kasılmalar dinlenmek ile geçer ve sıklık ile şiddeti zamanlar artmaz. Suyun gelmesi doğumun bir diğer belirtisidir. Genelde zarlar açıldıktan sonra 24 saat içinde eylem başlar.

Faktör

Gerçek Eylem

Yalancı Eylem

Kasılmalar

Düzenli aralıklar

Düzensiz aralıklar

Kasılmalar arasında geçen süre

Giderek kısalır

Uzun kalır

Kasılmaların şiddeti

Giderek artar

Değişmez

Ağrıların yeri

Sırt ve karın

Genelde kasıklar

Ağrı kesiciye verdiği cevap

Geçmez

Geçer

Rahim ağzı değişiklikleri

Dilatasyon ve efasman olur

Değişiklik olmaz

Doğumu başlatan faktörlerin ne olduğu, anne vücudunun bebeğin olgulaştığını anlamasını ve sancıları başlatarak doğumu gerçekleştiren etkenlerin hangileri olduğu günümüzde hala daha tam olarak anlaşılmış değildir. Bu konuda çok çeşitli teoriler olmasına rağmen doğum olayı hala daha gizemini korumaktadır.

Doğumun Evreleri


Doğum eylemi 3 evrede incelenir.

İlk evre düzenli sancıların başlaması ile birlikte başlar ve rahim ağzının tam açık olması (10 cm) ile sona erer.

İkinci evre bebeğin doğumunu içerir.

Üçüncü ve son evre ise bebeğin doğumundan plasentanın çıkışına kadar olan süredir.

Doğumun süresi değişken olmakla birlikte genelde ilk kez anneliği tadanlarda daha uzun sürer. Gebelerin yarısından fazlasında bu süre 12 saat civarındadır. %20 vakada ise 24 saatten uzundur. İkinci ya da daha sonraki doğumunu yapanlarda ise eylemin 24 saatten uzun sürmesi sadece 50 hastada bir olur.

Doğumun en uzun evresi olan ilk evre de kendi içinde 3 ayrı bölüme sahiptir. Bunlar sırası ile erken ya da latent faz, aktif faz ve yatay fazdır.

Erken fazda ağrılar düzenli olmasına rağmen araları uzundur. Genelde 10 dakikada bir olur ve bel ağrısı şeklinde hissedilir. Pel çok kadın bu evrede oldukça heyecanlı ve sinirlidir. Erken faz esnasında rahim ağzı kapalı durumdan 4 cm açıklığa ulaşır.

Açıklık 4 cm'ye ulaştıktan sonra aktif faz başlar.Ağrılar 2-3 dakikada bir gelmeye başlar ve şiddeti giderek artar. Kramp şeklinde gelen her bir ağrı 45-60 saniye kadar sürer. Ağrısız doğum için katater takılacak ise bu safhada yapılır. Epidural anestezi dışında ağrıyı azaltmak için birtakım ağrı kesiciler uygulanabilir. Aktif faz rahim ağzı açıklığı 8 santimetre olana kadar sürer.

Rahim ağzının 8 santimden 10 santim açılmasına kadar olan süre yatay fazdır. Bu faza deselerasyon fazı adı da verilir. Doğumun en zor dönemidir. Ağrılar en sık, en şiddetli ve en uzun bu dönemde sürer. Ancak kısa bir fazdır. Çoğu zaman 5-10 dakika kadar zaman alır.Bu evrede kontraksiyonlar 2-3 dakikada bir gelir ve 60-90 saniye sürer.

Ağrıların şiddeti zaman zaman gebeyi umutsuzluğa itebilir ve korkutabilir. Bu evrede pek çok kadın doktoruna sezaryen olmak istediğini söylemektedir. Ancak artık sezaryen için oldukça geç bir dönemdir.Doğumun her döneminde sezaryen yapılabilmekle birlikte bu evreye ulaşmış bir anne adayında sırf korkular nedeniyle sezaryen yapmak son derece gereksiz bir yaklaşımdır. Bu dönemde titremeler, terleme ve ıkınma hissi meydana gelir.

Nefes alıp verme egzersizleri ağrıyı bir miktar azaltabilir.


Vajinal Doğum

Bebeğin kafasının en geniş kısmı doğum kanalına yerleştiğinde buna angajman adı verilir. Bu noktadan sonra kasılmalar biraz daha seyrekleşir ve şiddeti azalır. Bebeğin başının seviyesi kemik pelvisdeki durumuna göre 0,+1,+2,+3 olarak değerlendirilir. Bu bebeğin inişidir. Doğumun 2. evresi 15 dakika ile 2 saat arasında sürebilir. Sancılar ve anne adayının ıkınmaları bebeği aşağıya doğru iter.Bu aşamada gebe kendini çok yorgun hissedebilir. Bebeğin başı aşağıya doğru indikçe perine bölgesi (vajina ile anus arasındaki kısım) kabarmaya başlar. Yırtılmayı engellemek için yapılacak olan epizyotomi bu aşamada açılır.

Epizyotomi kontrolsüz yırtıkları önlemek amacıyla perine bölgesinin, doğum sonrası dikilmek üzere kesilmesidir. Günümüzde pek bir faydasının olmadığı ileri sürülse de pek çok ülkede hala daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle A.B.D.'de bazı kadınlar doğal doğum olmadığı gerekçesi ile epizyotomiye karşı çıkmakta ve kendilerine yapılmasını kabul etmemektedirler. Bu bizce çok yanlış bir tutumdur.

Kasılmalar ve ıkınmaların bir arada etkisi ile bebek başı artık iyice aşağıya iner ve vajina girişinde görünür olur. Buna taçlanma ismi verilir. Artık doğum çok yakındır. Bazı durumlarda anne adayının ıkınmaları yeterli olmaz ve başka bir kişinin annenin karnına bastırarak bebeğin aşağıya inişine yardım etmesi gerekebilir. Son bir ıkınma ile bebeğin başı yavaş yavaş vajinadan doğar. Bu aşamada bebeğin başının kontrolsüz çıkmaması için hekim özel manevralar yapar. Bebek başı çıktığı anda anne artık ıkındırılmaz.

Baş doğduktan sonra sırası ile omuzlar ve gövde doğurtulur. Bu sırada anne ve bebeğin zarar görmemesi için özel manevralar yapılır. Doğumun en zor anlarından biri de omuzların doğurtulmasıdır. Bu aşamada omuzlar annenin kemik yapıları içinde takılırsa çok üzücü sonuçlar doğabilir. Omuz takılması genelde bebeğin kilosu ile alakalı olsa da çok ufak bebeklerde bile bu talihsiz duruma rastlanabilmektedir. Hangi bebekte omuz takılması olacağı önceden tahmin edilemez.

Bebeğin doğumun takiben rahim hemen küçülür ve kasılmalar azalır. Bu kasılmalar esnasında plasenta yapıştığı yerden ayrılır ve en geç 30 dakika içinde rahim dışına atılır. Bebeğin doğumundan plasentanın çıkışına kadar olan süre doğumun 3. evresidir. Plasenta doğduktan sonra kanamayı azaltmak ve rahimin toparlanmasını sağlamak için bir takım ilaçlar enjekte edilir ve rahime masaj yapılır. Epizyotomi plasenta doğduktan sonra ya da doğmadan önce tamir edilebilir. Son kez kanama kontrolü yapıldıktan sonra anne yatağına alınır

Normal dogum fotoğrafları

gebelik gebelik gebelik gebelik
gebelik gebelik gebelik gebelik
gebelik gebelik gebelik gebelik
gebelik gebelik gebelik



Sezaryen

Ülkemizde sezaryen operasyonlarının %90'ından fazlası genel anestezi altında uygulanmaktadır. Avrupa ve Amerika'da ise sezaryen operasyonlarında ilk seçenek epidural ve spinal gibi yöntemlerdir. Türkiye'de genel anestezinin tercih edilmesinin en önemli nedeni bir yandan anestezi uzman sayısının genel olarak nispeten az olması, öte yandan doğumda epidural ve spinal anestezi uygulama konusunda yetişmiş anestezi uzmanı sayısının nispeten az olmasıdır. Epidural ve spinal gibi lokal anestezi yöntemleri özel bir eğitim gerektirir, uygulaması daha uzun sürer ve kullanılan malzemelerin maliyeti (epidural kateter gibi) bazı durumlarda genel anestezinin maliyetini aşar.

Genel anestezi ile epidural (ve spinal) anestezi arasındaki en önemli fark genel anestezinin operasyon süresince tam bilinç kaybına yol açması, diğer iki yöntemde ise bilincin genellikle tümüyle açık olmasıdır. Burada genellikle dememizin nedeni şudur: epidural uygulaması esnasında anne adayının aşırı kaygılı olması ya da başka tıbbi nedenlerle anestezi uzmanı bebeğin doğması sonrası anneyi "uyutmak" için bazı ilaçlar uygulayabilir. Ancak bu genel anestezi değil "uykudur".

Diğer önemli bir fark da genel anestezi uygulamasının başlamasından operasyona geçilebilmesine kadar gerekli olan sürenin genel anestezide çok daha kısa olmasıdır. Epidural (ve spinal) ön hazırlık gerektiren ve uygulandıktan sonra etki etmesine kadar belli bir süre geçmesini gerektiren yöntemlerdir. Bu nedenle doğumun acil olarak gerçekleşmesinin gerekli olduğu durumlarda (fetal distres ("bebeğin sıkışması"), aşırı kanama gibi) genel anestezi kaçınılmazdır. Diğer tüm durumlarda, epidural ve spinal için kesin bir sakınca mevcut olmadığı sürece (anne adayının epidural istememesi, kanama-pıhtılaşma bozuklukları, kan hacminin aşırı kanamaya bağlı azalmış olması gibi) sezaryenin bu iki yöntemden biriyle gerçekleştirilmesi hem anne adayı, hem de bebek için avantaj teşkil etmektedir.

Bu noktada şunu da vurgulamak gerekir: epidural ve spinal uygulamalarının yaygınlaşması için ilk paragrafta değinildiği gibi ülkemizde hem genel olarak anestezi uzmanı sayısının, hem de epidural ve spinal konusunda deneyimli anestezi uzmanı sayısının artması gereklidir. Bugünkü imkanlarımıza göre ülkemizde anne adaylarının büyük kısmına genel anestezi altında sezaryen uygulanmakta ve önemli bir kısmında da genel anestezi tümüyle başarılı olmaktadır. Ülkemizde anestezi ve reanimasyon uzmanlarının genel anestezi deneyimleri en az Avrupa ve Amerika'daki uzmanlar kadar fazladır.


Genel anestezi nasıl uygulanır?

Genel anestezinin en önemli aşaması entübasyon adı verilen aşamadır. Burada anne adayının ağız boşluğundan solunum yollarına doğru entübasyon tübü adı verilen plastik bir tüp yerleştirilir ve anne adayının solunumu anestezi uzmanı kontrolünde bu tüpe bağlanan oksijen kaynağıyla devam eder.

Entübasyon aşamasına gelmeden önce anne adayına "maske" adı verilen ve ağız ve burunu kaplayan bir aletle %100 oksijen solutulur. Bu esnada anne adayının karın cildi sezaryen operasyonu için antiseptik maddeyle "boyanarak" üzerine steril örtüler serilir. Boyama aşamasının anne adayı "uyumadan" önce yapılmasının nedeni henüz doğmamış olan bebeğin anestezi gazlarına daha az maruz kalmasını sağlamaktır. Yine de bazı doktorlar kendi tecrübelerine dayanarak, boyama aşamasının da anne adayı "uyuduktan" sonra yapılamasını önerir ve uygularlar.

Oksijen verildikten sonra anne adayına solunumu tümüyle kontrol altına almak amacıyla santral sinir sistemini baskılayan bir ilaç verilir. Entübasyon tüpünün daha kolay yerleştirilmesini sağlamak amacıyla bu aşamada bir kas gevşetici uygulanır.

Entübasyon tüpünün solunum yollarına yerleştirilmesi sonrasında bu tüpten anne adayına bir yandan oksijen öte yandan da anestezinin "derinleşmesini" sağlayan "anestezi gazları" solutulur. Bu gazların solutulmasında amaç bir yandan ağrı hissini tümüyle ortadan kaldırmak öte yandan anne adayının operasyon esnasında olup bitenleri hiçbir şekilde hatırlamamasına yardımcı olmaktır. Kas gevşetici ilaçlar da solunum kontrolünün anestezi uzmanında kalmasını sağlamak amacıyla devam ettirilir.

Bebek doğduktan sonra anestezi daha da "derinleştirilir". Operasyon sona erdiğinde kas gevşeticilerin etkisini gideren ilaçlar uygulanır, entübasyon tüpü çıkarıldığında anne adayının solunumu ve tüm yaşamsal refleksleri geri dönmüştür.


Genel anestezinin muhtemel riskleri:
* Aspirasyon: genel anestezinin en önemli riski, öksürme refleksinin devre dışı kalması nedeniyle herhangi bir nedenle kusma oluştuğunda mide içeriğinin kusmayla birlikte solunum yollarına kaçmasıdır. Mide içeriği asit olduğundan ve mide dolu olduğunda besin artıkları içerdiğinden akciğerler için tehlikelidir. Asit akciğer hücrelerini parçalayıcı etkiler gösterir, besin artıkları da kitlesel etkileriyle solunum yollarını tıkarlar.

Aspirasyon, entübasyon yapılmadan önceki dönemde veya entübasyon tüpü çıkarıldıktan sonra anne adayının tümüyle "ayılmasına" kadar olan dönemde ortaya çıkar. Günümüzde aspirasyon, alınan önlemler sayesinde oldukça ender görülür hale gelmiştir. Bu önlemler anne adayının en az 4 (ideal 6) saatlik tam bir açlık süresinden sonra (bu sürede su da içilmemelidir!) anesteziye alınması ve anestezi doktorunun mide asidini gidermek için uyguladığı antiasit ilaçlardır. Bu iki önlemle aspirasyon oldukça ender olarak ortaya çıkar.

* Zor entübasyon: özellikle "şişman" anne adaylarında veya diğer bazı nedenlerle (boynun kısa olması gibi) entübasyon zor ya da imkansız olabilir. Tecrübeli bir anestezist bu zor durumlarda bile entübasyon tüpünü doğru bir şekilde yerleştirmeyi başarabilir.

* Aşırı kanama: genel anestezi gazlarının bir kısmı uterusu gevşetici etkiler gösterirler. Tecrübeli bir anestezist, uterus kasını gevşetici etkileri en az olan "gazları" kullanır ve gazın dozunu da mümkün olan en düşük seviyede tutar.

* Yeni doğan bebekle ilgili sorunlar: sezaryene başlangıçtan bebeğin doğmasına kadar geçen süre uzadıkça bebeğin bu durumdan olumsuz olarak etkilenme olasılığı artar. Tecrübeli bir kadın-doğum uzmanı mümkün olan en kısa sürede bebeğin doğmasını sağlayarak, bu riskin en aza inmesini sağlar.